anne toti eğleniyor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne toti eğleniyor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2013 Cuma

Buketi kapmak isteyen kızlar, burayaaa!!

Bugün ofise evlilik işlemleri için genç bir çift geldi. ("Genç" yazmaya başladıysam yaşlanmış hissediyorum demektir!) Bir heyecan, bir heyecan, Aslında alacakları sadece bir evrak, daha nikaha çok var, nikahı kıyan da biz değiliz zati. Neyse, bunlardaki heyecan beni bir etkilemesin mi? Gözler ışıl ışıl, her sorumda özellikle kız havalara uçuyor, sesi civelek civelek, şakıyor. "Ah" dedim içimden, "dönmek istiyorum o günlere!!"

Şimdi çocuklar yattıktan sonra ayrı kanepelerde sosyal medyaya dalan halimiz yerine, sarmaş dolaş dvd izleyen "cicim" hallerimizi istiyorum geri :) Keramet nikahta derler, acaba bi nikah mı tazelesek bu yaz? Hem doyamamıştım gelinliğe, üzerinde dil çorbası lekeleri ile vermiştim kuru temizlemeye..Çorbacıda hala duvağımın bile takılı olduğunu söylesem? Rumeli işkembecisinde sarhoş bir gelin, duvağına kadar ful aksesuarlı! "Bari duvağı çıkar" diyen olduydu da sallamadıydım..Bu arada kuru temizlemeden çekmiş bir halde geldi gelinlik, çekmiş ve krapon kağıdı gibi olmuş. Zaten evlendiğim güne göre 8 kilo da fazlayım. Yani tazelersek diyorum nikahı, yeni gelinlik almak gerekecek! Puhahaha :)

Arda eskiden 18:30 civarı dönüyordu okuldan, garibim sona kalanlardandı. Artık 16:30 dedin mi evde. Fakat bu da daha fazla itişme, daha fazla gözyaşı olarak döndü bize. Bazı günler eve geldiğim 18:15 civarında, apartmana girdiğim anda uzaktan gelen ağlaşma yada bağırışmalar duyuyorum, "Hah!" diyorum, "bizim ev!". Yukarı çıktıkça (körolası asansörsüz apartman) her katta sesler daha bir yakınlaşıyor ve bizim 5. katta gayet kapı açıkmış gibi, canlı heyecanlı duyuyorsun haykırışları! Günlük ruh halime göre bazen koşarak olay mahalini sakinleştirmek geliyor içimden, bazen de gerisin geri topuklayıp gitmek.

Nikahı tazeliyoruz ya şimdi, aklıma şu da geldi; nikahtan sonra bir kaç gün annemlerden rica edeceğim iş dönüş saatlerinde alsınlar çocukları, hani balayı niyetine; ben de eve sakince girip, sakince üzerimi değiştireyim, sakince güzel bir müzik koyayim, sakince bir şişe şarap açıp bir kadeh alayım, sakince, şarabımı yudumlayarak yemek hazırlıklarına girişeyim. Menüde de salata, kanlı kanlı pişmiş dört parmağım kalınlığında et ve zengin bir peynir tabağı olsun mesela, bebeler dengeli beslensin diye kıymalı sebzeli, sulu tencere yemeği, bulgur pilavı, yoğurt filan değil tabii ki..Artık yemekten sonra da vur patlasın çal oynasın! :-)

Ay bizim cüceler de nedime olur sahi, şenliğe bak!? Konfeti sepetini bi o çekiştiriyo, bi bu, konfetiler havalarda, tam evet diyeceğiz Aylin'in tutanaklar tutuyor filan..Şamatanın bini bir para!!

Evet evet, ben çok tuttum bu fikri, tez Memo'ya bu konu açıla, organizasyon yapıla!!




Birinci yıl dönümü kutlamaları şenliğindeki pastamız!! (designed by Anıl Gürsoy)


15 Kasım 2012 Perşembe

Yüzme aşkına!

Haftasonu Atatürk'ün anısı için yüzdük biz!

Ama önce reklam alalım ve Uzunçorap.com sitesinde bu sabah itibarı ile yayınlanan ve konuyla da pek alakalı olan yazımın linkini verelim!! Buraya tıklıyoruz efenim! ;)

Konuya dönelim; 10-11 Kasım haftasonunda Mustafa Kemal Atatürk anısına bu yıl 6. sı düzenlenen Masterlar Yüzme Şampiyonasında kulaç attık.

İstanbul'dan, İzmir'den, Adana'dan hatta Rusya'dan bile sporcuların katıldığı çok büyük bir organizasyondu.
Bizim havuzumuzda yapıldı yarışlar, Ankara Üniversitesi Olimpik Yüzme Havuzunda...bizim güzel, temiz, profesyonel havuzumuzda...pek güzel ağırladık misafirlerimizi bence.

Her yarış öncesi karnımda uçuşan kelebeklere, mide bulantısı ve ishale kadar varabilen heyecana isyan edip "Ulan bu yaşımızda ne zorumuz var bizim? Nerden bulaştık bu işe!?" diye dırdırlansak da, "Bu son yarış abicim, bir daha çıkmam ben depara!" diye rest çeksek de, sanırım bağımlıyız biz..Küçüklükten beynimiz mi yıkandı nedir; yüzmeden, vücutta adrenalin pompalanmadan yapamıyoruz!!

Ve ben bu fotoğrafa baktıkça gururdan, sevinçten, heyecandan hala gözlerim doluyor! :)

4x50 Karışık Karma (Kadın-Erkek) bayrak yarışı seramonisi

Bu vesileyle, yıllar sonra her türlü gazı vererek beni ve diğer arkadaşları pisinlere "Master Yüzücü" olarak geri döndüren, kulübümüzü çekip çeviren, yarış öncesi hazırlıklarda canla başla çalışıp rekor sürelerde t-shirt-şortlarımızı hazırlatan, kişi ve kuruluşların ağzından girip burnundan çıkarak lisanslarımızı çıkartan takımımızın gülü, çocukluk arkadaşım, eski ve yeni takımdaşım Esra'ya kocamaaan bir teşekkür burdan! ;)

Master yüzme ne demek diye merak ediyorsanız da bu linkten kısa ve öz bilgilere ulaşabilirsiniz. Ancak ilk paragrafı kopyalamak istiyorum zira çok tatlı ifade edilmiş!!

Masterlar, Türkçe bir ifadeyle Ustalar…


Yüzme ile tanışmalarından bu yana kulvarların tozunu atan, klor kokusunda hayat bulan, sudan ayrı kaldıklarında karaya vurmuş bir balık gibi çaresiz kalan, tüm yaşamlarını yüzme üzerine kuran, sporu yaşam biçimi olarak algılayan, yüzme ile doyan, yüzme ile yatıp kalkan emektarlar, ustalar.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Yeni kayıt butonu paslanmış vallahi!

"Yeni kayıt" a basmayalı 1,5 ay olmuş.
Şenay'ın ofis mailime attığı; "Nen var kuzum?" mesajı ile irkildim ve kendime geldim..
Bu, kısa bir "durum bildirir post" olsun, blogun üzerindeki tozu, rehaveti atalım..gerisi gelir..

Feci bir dönem geçti. Millet Ağustos ayında ya tatil yapar yada ofiste iş az diye küfeyi devirir, soliter oynar dimi? Yok, bizim orada iş güç pek bereketliydi. Bazen kafa kaşımaya bazen çişe gitmeye vakit bulamıyacak cinsten. Ev zaten her daim aksiyon dolu, geceleri el ayak çekilince boş boş feysbuka bakmaktan başka internette pek bir varlık gösteremedim. Yazmadıkça da yazmayası geliyor insanın..Yazmadıça da okumayası..Takip listemi de boşladım yani, kimseciklerden haberim yok..
Bir ara da Arda ile zorlandık..Kıskançlık, büyüme atağı, kişilik gelişimi/bunalımı, erken bluğ, Z kuşağı çocukları kafası, artık ne haltsa o, bitirdi bizi..İşte o dönem çok içimden geldi yeni kayıt açıp "Beceremedim ulan ben bu iki bebe işini, yapamıyorum hülean, Arda'ya bağırdım, çok kötü hissediyorum böhühühü!" diye zırlamayı..ama boşverdim...sadece yazma isteğimi de alıp götürdüğünü hissettim..

Neler yaptık peki? Hafta içi anlattığım aksiyonda yuvarlanıp gittik, haftasonu ise İncek'teki kurtarıcı mekanımıza attık kendimizi. Akşamları yemeği de orada aradan çıkarıp 9 civarı dönüş yoluna geçtikki minnoşlar arabada sızabilsin, ana-baba eve gelince onları yataklarına şutlayabilsin ve böylece maksimum fayda ile günü kapatabilsin :)

Olimpiyatlar hayatımıza renk kattı, açılmayan tv neredeyse hiç susmadı o dönem..Şimdilerde ise hala kayıt etmiş olduğum yüzmeleri seyrediyorum döne döne, her gece çocuklar uyuduktan sonra, huşu içinde!
Arda yüzmeleri kulvar tutarak ve iddiaya girerek, atletizmi taklit ederek (koridorda start alarak koşma, ufak toplarla gülle atma vb) kule atlamayı ise şaşkınlık ve hayranlık ile seyretti..Bugünlerde halen paralimpik olimpiyatları devam ediyor, şiddetle tavsiye ederim...

Asıl havadise gelince..Bu hafta sonu beyimlen birlikte İstanbula gidiyoruz..çocuksuz, çombalaksız..Biletleri aylar önce alınmış konser için ucu ucuna program yaparken, İstanbul'da yaşayan kayınçonun "Ulan çocukları satıcaz diye bu kadar organizasyon yapıyosunuz, cumadan gelin bari!" demesiyle cuma sabahından yola çıkma ve cuma gecesini de taksim tünel hattında coşmak sureti ile değerlendirmeye karar verdik..

Aylin'le ilk defa ayrılacağız..İki çocuğu birden de ilk defa bırakacağım..Pek heyecanlıyım vede huzursuzum..Yokluğumuzda iyi olsunlar, hoş olsunlar diye 3 kişiyi angaje edeceğiz. Umarım herşey yolunda gider zira çok ihtiyacım var bu kaçamağa.

Bu arada tam postu sonlandırırken, şu an, saat 01:10 itibarı ile bir güzel havadis daha geldi: 2. kez hala oldum!! Hoşgeldin Ozan bebek!!! :)

Vee işte o konser :


Özlemişim yahu gevezelik etmeyi, yazdıkça açılıyorum bak! :)
Dönüşte cüce Totilerden detaylı havadisler ve ana-baba Totinin İstanbul günlüğü ile arayı kapatmak üzere..Ciaooo!

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Bi aşık olup geliyorum..!

Hani "bi arkadaşa bakıp çıkacaktım" geyiği vardır..
Arda için aşk ne demek tam bilmiyorum ama bunun gibi çabucak yapıverilecek bir şey, yada araya sıkıştırılıverlicek bir olay galiba..

Cumertesi Mogan'dayız..Dragon bot antremanı için..
Çalışma bitti..herkes dağılıyor..
"Haydi gidiyoruz Arda" dedim..
"Dur" dedi.."...bi Mrs. Selin'e aşık olayım da, öyle..."

Ve Selin' e doğru yöneldi, biz aramızda gülüşüp kendisine şefkat kusunca utandı ve kaçamak bakışlar atarak hızla ortamdan uzaklaşırken Selin' e hızlı bir öpücük fırlattı..

Akşam yatış öncesi sohbette lafı bilerek oraya getirdim..
"Sen ne olacaktın Mrs. Selin'e?"
"Aşık olucaktım.."
"Aşk ne demektir Arda?"
"Beraber gemiye binmektir"

:-)



Öğretmenim canım benim..Haydi gemiye binelim! :)


11 Mayıs 2012 Cuma

Bu sefer ben davetliydim!

Bu ara hep okul etkinliklerinden gidiyorum ama ne yapalım okulumuz bu ara pek aktif bir döneme girdi.
Gecen hafta anneler günü dolayısıyla hafta boyunca anneler ve çocukları arasında çay partileri yapılacağı, uygun gün ve saat belirtmemiz gerektiğine dair bilgi notlarını almıştık. Benim günün perşembe, saatim 10:45 olarak ayarlandı. İş yerinden 2 saatlik iznimi aldım, bir buket çiçek ve foto makinamı kapıp yollandım okula!

Beni resepsiyondan almaya geldi, suratında koccaman bir gülümseme. Sınıfa çıkarken karşılaştığımız herkese "Baak, annem geldi!" diye beni gösterdi, gururla, mutlulukla. Sınıfa girdik herkes yayılmış çalışma yapıyor. Kimi bakıp çalışmasına geri döndü, kimi el salladı, kimisi -daha muhabbetli olduklarımız- "Arda'nın annesiiii!" diye yanımıza geldi.

Elele çay içeceğimiz masaya doğru ilerledik, oturttu beni minik sandalyeye ve başladı sofrayı kurmaya. Fincanları, tabakları taşıdı, dizdi, mutfakta öğretmeniyle meyve çayı hazırladı, minik bir demlikte masaya getirdi, servis yaptı, tabaklarımıza birer kurabiye koydu ve başladık sohbet edip çaylarımızı içmeye..Tabii ki  meraklı arkadaşlar tarafından ziyaret edildik ve ben hepsinin annesinin ne zaman geldiği/geleceği konusunda bilgilendirildim :)

Çaylar bitince bana çalışmaları, materyalleri gösterdi,  en sevdiklerini beraber yaptık..Tanımadığım bir sürü materyal öğrendim, çok hoşuma gitti...Son olarak bize ayrılmış olan kurabiye hamurlarını şekillendirip, isim etiketlerimizi üzerlerine takıp fırına verdik. Bu sınıfta herkes kendi totosunu toparladığı için çay partisi masamızı da toparlayıp bulaşıklarımızı yıkadık (ben kendiminkileri yıkadım, Arda kendininkileri) ve bu harika faaliyette bitmiş oldu..Ben mutluluk sarhoşu sınıftan ayrılırken Arda çok sevgili Alican'ı ve Dicle ile kudurmaya başlamıştı bile..














26 Nisan 2012 Perşembe

Egzama, tiramisu ve düğün kelimelerini bir yazıda kullan evladım!

Aylin'e 39 haftalık hamileyken peydah olan ve 2 ayda bir filan beni ziyaret eden berbat hastalığım var. Dishidroksik egzama. Ayaklarıma yerleşiyor ve beni kaşınarak çıldırma/çıldırarak kaşıma noktasına getiriyor sonrada kaşıdığım yerler şişiyor ve acıyor. Toplamda 4 atak geçirdim, bunu da ekle;5! Her atakta farklı tedavi gördüm. Kortizon hapları bilem aldım. Bazı ataklarda doktora gitmeyip önceki ataklarda verilmiş olan ilaçları kokteyl yapıp uyguladım, bir şekilde yırttım...Derken bu son atak..canıma okudu, canıma!!

Salıdan beri yürüyemiyorum. Sadece topuklarımın üzerinde ördek gibi sekiyorum diyelim. Bu sefer çok şiddetli. Falakaya yatmış gibiyim. Yada ayaklarımın altına kaynar su dökülmüş gibi...Izdırap bildiğin. Bugün totodan kortizon iğnesi yedim, kortizon haplarına başladım, kortizonlu merhemler de cabası, kortizon manyağı oldum. (Tam da diyete başlamıştım, kırılası süpürgeler!!) 5 gün de raporluyum. ("Ohh 1 Mayıs da tatil etti mi sana 6 gün??" diye sevinemeyecek kadar da sıkıntıdayım..umurumda değil tatil, matil, ayacıklarım düzelsin, gerisi boş)

Şimdi asıl ne diyecektim? İnsan bu haldeyken, ayakta duramıyorken, ızdırap içindeyken, bebeler erkenden uyumuşken, dötünü kırabilecekken, nalları yükseğe dikip rahatlatacakken kalkarda tiramisu yapar mı? Yaparsa kim için bu eziyete katlanabilir?

Evet bildiniz! Eğer mevzu bahis insanın melek yavrusu ise elbette yapar..Ayakları zonklaya zonklaya yapar!! Başkada Cumbaba gelse, boşver onu Jude Law gelse yapmaz, ayacığının şiş minik parmağını bilem kıpırdatmaz..budur yani!

Yarın 1. Binbir çiçek Çocuklar Festivali var okulumuzda. Veliler olarak ikinci el kıyafetler, oyuncaklar gönderdik okula. Yababilenler de yiyecek yapıp yollayacak. Yarın tüm bu eşyalar, mamalar satılacak, panayır olacak yani. Elde edilen paralar da ihtiyacı olan bir ilkokula gidecek; belki malzeme, belki cücelere önlük, çanta. Sonracığıma bir dolu aktivite olacak; sokak oyunları, açıkartırma, Serkan Abi ile davulumdan masallar...Sabırsızlıkla dakikaları sayıyorum!!

Bu sabah işe giderken Max Fm de festivalin duyurusunu duyan bendeniz ne yaptı bu arada, tahmin edebilen? Ağladım yahu! Sulugözlülükte son kerte! Bu duygusal anı Facebook statusümde paylaşınca da harika bir yorum aldım: "Eee, düğünde napıcan?" diye :)

Düşündüm de ben bu potansiyelle herhalde 1 hafta öncesinden "gözüme toz kaçtı" kıvamında ağlamaya başlar, düğün günü de kendimi rakıya verir, "damadın anasıda alkolik çıktı" söylentilerine meydan vermiş olurum...Ama o günleri göreyim söz valla halay başı da ben olacam, en kral göbeği de ben atacam! Yazdım buraya!!


I.Binbir Çiçek Çocuk Festivali
27 Nisan 2012 Cuma



23 Mart 2012 Cuma

Yaradı bu ekinoks bana!

Bu hafta coştum ben..
Cumartesi günü akşamüstü Kıtır, akşamına Tapas..
Dün öğlen Üstkat, akşamına Marmaris Balıkçısı, üstüne James Cook..
Ye, iç, şuh kahkahalar patlat, parlat, cila çek...
Çooook özlemişim!

Yanlız neden murphy kanunu gibi çıktığım ve içtiğim gecenin sabahında cüceler 6:30 da hortlar?
Heleki her sabah 8:15 te yatağından kazımak sureti ile çıkardığım Arda? Nasıl yahu? Bir de gidip kızı uyandırdı..!!
Aylar sonra içtiğim insanlık için ufak ama yeni yavrulamış bünyeye gayet fazla miktardaki rakı-bira ve gaza gelinip içilen sigaradan mütevellit fiziksel bitkinlik hissetsemde, pek cıvıl, pek neşeliydim sabahın 6:30 unda..
Ruhum tazelendi a dostlar!

Bu aktif haftamda bebeleri kendilerine satmama "he" diyen kocam, kayınvalidem ve Muya Abla'ya kocaman birer teşekkür!!
Eylemlerim devam edecektir...zira alışkanlık bacayı sarmıştır!!!
;)


29 Şubat 2012 Çarşamba

Anket

Ekoanne den kopya çektim, Arda' ya anket yaptım! Yaparken de ortaokuldaki anket defterlerimiz geldi aklıma; genelde kız nüfus tarafından hazırlanırdı, büyük metod defterlerine bi dolu soru yazılır, sayfalar itina ile süslenir, çıkartmalar, kenar süsleri vırt zırt, sonra da arkadaşlara, beğenilen çocuklara, yan sınıftakilere filan verilir, cevapları beklenirdi, en heyecanlı kısım tabiiki beğenilen çocukların cevapları olurdu. Bütün kanka kızlar tuvalete toplaşıp ciyak ciyak bağırışıp sevinç çığlıkları atarak cevapları okuduğumuzu hatırlarım, ne komik! Birden Arda'yı lisede filan hayal ettim de, kızlar mızlar, offff...... :)

Neyse bu tatlı nostalji rüzgarını bırakıp geçiyorum sorulara ve Arda'nın cevaplarına. Parantez içleri ve gülen suratlar benim eklemelerim. Sorarken hiç bir yönlendirme yok (3 tane makarnalı cevapta soru yinelemeler hariç). Soru-cevap..gayet net! :)

Adın ne? - Arda Youtcuoolu
Kaç yaşındasın? - 3
En sevdiğin renk? -  Blue
En sevdiğin oyuncağın? - Arabam (Space car)
En sevdiğin meyve? -  Makarna
 - Arda'cım makarna meyve mi?  - Portakaaal! (Hayatında bir kez yeseydi bari!!)

Akşama ne yemek istersin?  - Makarna
 -Başka?  - Köfte
En çok hangi kıyafetini seviyorsun?  - Canavarlı tişöltümü
En sevdiğin oyun?  - Aylin'i oyalamak  (!!?? Puhahahah :-) )
En çok kiminle oynamayı seviyorsun? - Alican ve Isidore
Okulda en sevdiğin çalışma nedir?  - Ekmek çalışması (ekmek kesme çalışması)
Öğretmeninin adı ne?  - Mrs Selin, Mrs Sıla, Mrs. Aynur.
En sevdiğin hayvan?  - Köpek
En sevdiğin şarkı?  - Make a book
En sevdiğin kitap?  - Dinazor tipakım
En iyi arkadaşın kim?  - Isidore ve Alican
En sevdiğin tatlı:  - Makarna tatlısı
 -Arda'cım o nedir?  - Çekirdek!
En sevdiğin çizgi filim?  - Şimşek McQueen
Dışarıda en çok yapmayı sevdiğin şey?  - Kartopu oynamak
Gitmeyi en çok sevdiğin yer?  - Okul  (umarım öğrenim hayatı boyunca bu soruya hep bu cevabı verir!)
En sevdiğin içiecek? -  Şimşek Mcqueenli süt (bir kez babaannede içti ve filim koptu, en son marketlerde tükenmiş dedim, sormuyor!)


Evde ne yapmayı seviyorsun ? - Kule  (legolarla gökdelen diyelim!)
Büyüyünce ne olmak istiyorsun?  - ARDA!   :)
En sevdiğin çiçek?  - Gül çiçeği
En güçlü kim? - Dinazor ve anne   :)
En güzel kim? - Aylin, anne, baba  :)

Sıkılır, ortada bırakır sanıyordum, hiç öyle olmadı! Acayip eğlendi, hoşuna gitti. Daha sorsam daha cevaplardı yani. Ben de zaman geçtikçe sorarım diye düşündüm, zaman içindeki değişik cevaplar hoş olabilir.

En sevdiği şarkının şerefine "Make a book" gelsin!


Make a Book from Mehmet Yogurtcuoglu on Vimeo.

7 Şubat 2012 Salı

Kremalı pasta!

Cumartesi akşamı yemek için dışarı çıkarken uzun zamandır ilk defa özendim ve makyaj yaptım. Her zaman sürdüğüm göz altı kapatıcısı+allığa ilaveten fondöten sürüp, çoook hafif bir göz makyajı yaptım. Yanımda dolanan ve arada bir ne yaptığıma bakan Arda;

"Anne yüzüne klema sülünce güzel oluyolsun!" dedi. :) Arabaya bindiğimizde bu lafı Memo'ya anlatırken hemen cümleyi ters açıdan da kurmayı ihmal etmedi:

"Evet, klema sülmeyince çiikin oluyol!"

Sağol evladım!!

2 Şubat 2012 Perşembe

Kevlıt noooz

Bu seferki şarkı geçen seferki gibi zorlamadı bizi.
En azından öğretmene duyduğumuz usül ile şakımak veya defterine ne ola ki bu? diye yazmak zorunda kalmadık.
Evet, ilk başta daha çok rusçaya benziyordu belki  ama kelimeler daha düzgün seçiliyordu.
Google emmiye sorar sormaz çıktı.
En gözde şarkı bu şimdi, dillerden düşmüyor hiç.
Sayesinde havuç tüketimi bile arttı.
Bir de kevlıt demiyor mu??
"Ben bil kevlıt yiyeyim anne!"
Bayılıyorum
:)

İşte sözler...Altta da video var, bakın bakalım nasıl şakımış bu sefer? ;)

There was a chubby snowman
And he had a carrot nose
Along came a bunny     (bu satırda biraz kafa karışmış! :)
And what do you suppose
The hungry little bunny
Was looking for his lunch
He grabbed that snowman's carrot nose
NIBBLE! NIBBLE! CRUNCH!!




Chubby Snowman from Mehmet Yogurtcuoglu on Vimeo.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Kar iyidir...
Cücelerle karda oynamak; paha biçilmezdir...





Not: Bir önceki posta yorum bırakan, arayan soran tüm dostlara teşekkür ederim, Aylin kız iyi, hepimiz iyiyiz...

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Kıymetini şimdi anladım


Vallahi kıymetini bugün anladım tatilimin...
"2 çocukla tatil mi olurmuş?", "Bak yine 2 dakika denize giremedim!",  "Şekerim biri uyanıyor, öbürünün uykusu geliyor, biri arıza çıkarıyor, öbürü mızıklanıyor peehhh!!" diye bık bıklanırken, bu lafları ettiğim anları mumla aradım bugün. Evet hiç bu kadar trafikli, yorucu, "kıç yaymamalı" bir tatil geçirmemiştim ama Angara'da, evde bir gün geçirince ve tüm aile tatil sonrası depresyonuna girince kıymetini anladım tatilimin...Geri dönesim var arkadaş!!

Anlatacak o kadar çok şey var ki..Sanırım hiç birini şu an toparlayamayacağım...Kısaca;

Arda tatilde kardeşinin olduğunu tam olarak idrak etti sanırım..2. günün sonunda başlayan, kıskançlığa bağladığım negatif tavırları sonlara doğru düzelmişti ki...döndük :(

Yazlık ev büyük nimet..O kadar özgür, o kadar başına buyruktu ki...Yapacak bir dolu şey vardı, keyif aldığı bir yığın iş..Aklına televizyonun "t"si gelmedi. Sadece 2-3 kez son favorisi Madagaskar'ı izledi ve sürekli soundtrackini çaldırıp herkesi "i like to move it, move it" eşliğinde dans ettirdi o kadar!

Her sabah "Saat 5 mi?" diye uyandı, her saat başı "Saat 5'te di mii?" diye teyid ettirdi...Saat 5 çok önemliydi, bahçe sulama saati idi zira..Tevfik amca' nın "Çıraaak nerdesin?" seslenişiyle biten geri sayım heyecanı yerini huşu içinde hortumla meşk etmeye bıraktı...her gün, aynı saatte...

Aylin kız akıllı usluydu genelde. O da tam oradaki düzenini sabitliyordu ki...döndük!! :(

Babaanne, hatta bir kaç gün ekstradan gelen annane desteğine rağmen pek dötü yayamadım...Aylin'in ille beni istemesi, Arda' nın kıskançlıklarına üzülmem ve Aylin'in ortada olmadığı vakitlerde kendimi Arda'ya adamaya çalışmam sonucunda pek kendime vakit ayırmış, hatta totom şezlong görmüş değil..Kitap dergi okumaktan bahsetmiyorum bile..Yada şöööyle bir "Ay önümü yaktığım yeter, acık da sırtımı yakayım" gibi bir tasam olmadı hiç...

Rakıları götüremesem de Efes alkolsüz, arada bir yarım şişe normal bira ve milletin rakısından yudum çalmak suretiyle yediğim, ayıptır söylemesi, balıklar, kalamarlar, midyeler vede karidesleri ve hatta bilumum mezeyi mundar etmedim..Afferim bana! :)

Haaa en önemlisini unutuyordum..Bu tatilin vakayı vakvakiyesi: Bezle gittiği tatilden kıçında donla döndü bizim Toti. Halloldu mu bu tuvalet meselesi? Henüz tam anlamıyla hallolmuş sayılmaz. Ama geri dönüş yok, bez yok..Çiş bitmiş sayılır ancak kaka için aynı şeyi söyleyemem...Artık kreşten medet umuyorum...gerisini de onlar halletse ne kıyak olur!! Yanlız..donlu minik popo gibisi de yokmuş kardeşim...durup durup elleyesim, sıkıştırasım geliyor..Ne berbat bişeymiş o bez denen meret!!

Aslında bunların hepsi ayrı bir post olmalıydı..Bez macerası, kıskançlık tripleri, Arda'nın tatilde iyice açılan çenesi ve beni aptala çeviren incileri gibi...Ama pek yorgun bünye..Dedim ya bugün maaile dönüş depresyonuna girdik..Aylin kız bile düzenini tepetaklak edip anasının canına okudu..Gidip küfeyi devirmeli...







16 Temmuz 2011 Cumartesi

Yine yokuz :(

Bu sene de yoklama veremiyoruz, üzgünüm, mazeret 1,5 aylık :)
Temsilci olarak Babun'u yolladık..
Biz seneye inşallah...

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Benim meskenim...denizdir, havuzdur, SUdur!!


Bu TotiNaz kız ile beraber Çanakkale boğazını geçtiğimizi söylemiş miydim hiç?? :)
















Fotolar Ahu Savan An.
Kendisinin su altında ikinci denemesiydi..İkimiz için de batmak, koordineli su altında kalabilmek, anı yakalamak çok zordu..Tecrübe etmiş olduk, çok da eğlendik! :)
Ahu hikayelendirme  fotografları çekiyor asıl..Düğün, doğum, sahne..
İlgilenenlere: www.ahusavan.com
                     www.facebook.com/pages/Ahu-Savan-...

8 Şubat 2011 Salı

Trende

Oldum olası sevmişimdir treni. Küçüklüğümde bir kaç kez bindiğimi ve acayip heyecan yaptığımı hatırlıyorum. Hatta bir seferinde ben ufakmışım annemle yatıyormuşum, abim üstte yatıyormuş, gece BAMM diye bir sesle uyanıp, yerde abimi düşmüş ama halen uyuyorken gören annem şok geçirmiş :)
Sonrasında üniversitede İstanbul' a konsere gitmek için bir kere kalabalık bir güruh trene binmiş, restoranı talan etmiştik..Bira patates..Sigara da içiliyordu o zaman..Ben de tabii..pofur pofur...Ne feci!
Sonracığıma İzmir'de yaşarken en verimli tren çağımı yaşadım. O zaman ucuz biletli bilmemne jetler yok, Globally ours "Türkiş" çok pahalı, otobüsten nefret ediyorum..İmdadıma yataklı yetişmişti. Bir kaç kere o zaman "çıktığım çocuk" olan baba Toti ile de İzmir-Ankara yapmıştık, pek keyifli, pek maceralı olmuştu ;) Yurtdışında da yataklı olmasa da bol tren gezim olmuştu.

Neyse, geçen İstanbul' a giderken en mantıklı yol tren geldi bize. İstanbul' da park sorunu, Ortaköy'de gayet merkezi bir yerde olmamız, taksinin Ankara'ya göre ucuzluğu filan derken tamam dedik trenle gidiyoruz!

Çok heyecanlandım, Arda adına..Nasıl bulacak, eğlenecek mi, sevecek mi?

Ankara tren garında hüzünlendim..Bomboş, bir japon turist grubu, bir biz. Keşke Avrupa' daki garlar gibi kalabalık olsa, bir yığın tren olsa, millet ordan oraya koşuştursa..Keşke Atatürk' ün dediği gibi yurt demirağlarla örülmüş olsa, benzin canavarı otobüslerle değil, medeni medeni trenlerle yolculuk yapsa yurdum insanı..Ama tabii, "komünist işi demiryolu" nun ne işi var benim canım memleketimde? En dışarıya bağımlı olabileceğimiz hangi yol varsa onu benimemeliyiz biz.. her konuda..Çağ atladık ya, gurur duyuyorum!

Arda' ya bol bol anlatmıştım zaten..Garın büyüklüğünden ve büyük saat panosundan çok etkilendi zaten daha ilk başta..Treni görünce hayranlığı 2 kat arttı. Vagonumuzu bulduk, kondüktörümüzle tanıştık, odamıza yerleştik, Dodo dayıya el salladık pencereden, 8 kez filan aşağı inip çıktık, derken yan odamızda kalan yaşlı amcadan azarı işittik! Arda' nın sevinç ve heyecan çığlıkları adamı çok rahatsız etmişti..Olabilir, tek anlamadığım neden insanlar uyarılarını bağırarak ve tersleyerek yaparlar..vede suratımıza kapı çarparak? Açıkçası gürültü ve etrafı rahatsız etme konusunda aileden çok hassas büyümüş ve bu hassaslığını koruyan ben, henüz tren kalkmadığı için biraz geniş davranmıştım..Hemen mi uyumuştu acaba emüce?

Neyse azarı işitince Arda'yı susturum ve restorana yollandık..Bir baktık Aylin Aslım. Ünlüler de kullanıyor treni, ne güzel! Bira istedik, patates, sigara böreği ile..tren klasikleri..Arda' ya meyve suyu. Ben de tren şerefine bi ufak bira patlattım :)

Arda' nın keyfine diyecek yok..Camlardaki ay yıldızları sayıyor, 1 aydede..2 aydede...3 aydede...

Baba Toti'yi restoranda bırakıp odamıza döndük, vagon aralarındaki otomatik kapılara bitti bizim cüce..Zorla odaya sokmasam sabaha kadar treni arşınlayıp kapı açtırıp kapatacaktı düdük!

Yataklarımız yapılmış, mis gibi çarşaflar yayılmıştı. Minik lavabomuzda dişler fırçalandı, pijamalar giyildi, buzdolabımızdan içindeki gofretler Arda' ya gösterilmeden sular alındı ve yatıldı..Biraz sonra Memo geldi ve üst yatağa kuruldu..Fakat o da ne? Hem göbeğim hem yanımda küçük Toti ile yatağa zor sığıyorum, e tabi pek de minyon sayılmam...Dönemiyorum, tek tarafa yatmaktan kolum uyuşuyor, fenalık basıyor...Yine de ses etmedim, ben sığamıyorsam Memo hiç sığamaz Arda ile yanyana deyip sabaha kadar sabrettim..az uyudum ama yine de cadılaşmadım, benim için enteresan bir durum ;)

Sabah Haydarpaşa' ya inmek çok keyifliydi..Büyüleyici bir yapı..Kendimi yurtdışında zannettim..Neden? Çünkü orda "eski" korunduğu için hep bu tip yapılar içindesin, eskiyi yakıp yıkıp, bana hep kara para aklama hissi veren dışı aynalı plazalar, hilkat garibesi yapılar dikmiyorlar da ondan..Gene bomboş bir gar..hüzünlü..ama çok güzel.

Taksiyle geçeriz karşıya, yükümüz çok demiştik..Haydarpaşanın önündeki şu meşhur Anadolu'dan gelenlerin avel avel bakındığı sahnelere zemin hazırlayan merdivenlerinde foto çekerken vapurlara takıldı gözümüz. "Ne taksisi yahu! Atalım kendimizi bir vapura, heeyy simit de var orda bak!" diyerek pılımızı pırtımızı, sadece gündüz uyur belki diye yanımızda taşıdığımız puset ve Arda'yı kapıp bindik vapura. Eminönü vapuruymuş, 10 dakika sonra Kadıköy' de durup vapur değiştirerek Beşiktaş' a gidebileceğimizi öğrendik, Hurra öbür vapura..eziyet değil..keyif!

Pazar sabahı ya, vapurlar bomboş, tek tük insan..Bizimkisi kızkulesine bir beste yapmaz mı? Vapurdaki az buz insanın gülümsemeleri eşliğinde kızkulesi şarkısını şakıyarak geldik Beşiktaş' a...

Sonrası malum..yazmıştım..

Dönüşte Baba-oğul Totiler koyun koyuna yattı, ben yukarki ranzada göbeğimi devire devire uyudum, çok daha rahat ettik. Restoranda Mehmet Ali Alabora ve ailesi ile döndük. Demek ki ünlüler gerçekten seviyor treni..Bu arada yakından çoook yakışıklı..deniz gibi gözleri var!! Annesi, eşi ve birkaç yakını vardı yanında. Harika rakı masası kurdular, bir ara sendika muhabbeti döndü..Sevdim bu adamı ben! ;)

Not 1) Trenlerde toplantı vagonları bile varmış. Mesela bir şirketten bir grup şehir dışına gidiyorsunuz. Yataklı vagonunu personele kapatabilir, restoranda yemek yiyebilir, toplantı vagonunda toplantınızı yapabilirsiniz..ne hoş değil mi?
Not 2) Gayet temiz..ortak kullanılan tuvaletler de tertemizdi. Eskilik pislik olarak algılanmamalı, mesela lavabolardaki karalık kesinlikle pislik değil, sadece eskilikten oluşmuş sıyrıklar..

Ana fikir - 1)Treni seviniz, tercih ediniz, kıç ağrıtan otobüsle kıyas bile götürmez!
Ana fikir - 2)Çocuklar sürekli hikayelerini okudukları, resimlerini gördükleri trene bayılıyorlar..Güzel bir deneyim..




 

27 Ocak 2011 Perşembe

Mola

Mola verdik biz geçen hafta..Pek sıkılmıştık Ankara' dan, işten, güçten, hep aynı giden herşeyden..
1 Hafta koptuk gittik İstanbul' a. Ne zamandır bu kadar uzun süre kalamamıştık..2 güne görüşülecek tüm insanları, yapılacak her şeyi sığdırmaya çalışarak, koşturarak geçiyordu..Tam yaydık bu sefer, camış gibi yayıldık hatta bazı seferler :)

Yeni doğanları gördük, kutladık, bebek tutmayı unuttuğumuzu farkettik, Arda' nın bebeklere yaklaşımını izledik, dostlarla birlikte olduk, yedik, içtik, güldük, birer gece baba Totiyle kıyak geçip birbirimizi azad ettik..Ali amca'nın evini istila ettik, ev Ortaköy'de olunca, meydanı mesken tuttuk, kuş yemi satan yaşlı amcayla ahbap olduk, Arda' nın iskele babalarını yalamasını ne yaptıysak da engelleyemedik, martıları, ördekleri, denizanalarını inceledik, meydandaki bütün kedi köpek tayfasıyla arkadaşlık ettik...Body Worlds sergisine gittik, Beyoğlu'nda turladık, Tünel'de takıldık, Bebek'te güneşin altında gevşedik, tüm toplu taşıma araçlarını kullanarak taa Fenerbahçe'ye, Selamiçeşme'ye bilem gittik...Çok iyi geldi, vücutlar yorulsada kafalar resetlendi, ruhlar şenlendi.

İstanbul sadece durup seyretsen de yorucu bir şehir, alışık olmayana, birde üstüne bi karnında bi paçanda 2 bebeyle sürekli bir program dahilinde ordan oraya savrulmak ciddi bir şekilde yorucu olabiliyor..Ama seviyorsan bu şehri, nede olsa 2,5 seneni geçirmişliğin varsa, anıların kalmışsa orda burda, bir dolu arkadaşın varsa, fiziksel yorgunluk uçup gidiyor..Hem bittiğim noktada dedim ya camış gibi yayacak vaktim vardı :)

Gidiş-dönüşü yataklı trenle yaptık..Çok güzel bir deneyim oldu, Arda acayip eğlendi, bizim içinde iyi bir nostalji oldu. Garların haline üzüldüm..Bomboş, bi japon turistler, bi biz..Ah ünlüleri atlamayalım; giderken Aylin Aslım' la dönerken, Mehmet Ali Alabora ve ailesi ile döndük. Neyse treni ayrı bir post olarak yazarım belki..

Arda tüm bu harekete ve karmaşaya çok iyi ayak uydurdu, rutini tepe taklak oldu..Bulduğu yerde uyudu, bulduğu şeyi yiyip mutlu oldu. Tabii ev yemeği yerine genelde kendi tercihlerinden yana şansı açık olduğu için çok çok mutlu oldu hatta!! Arada bir "Artık eve döönn!" dedi, eve döndük hala yineliyor aynı cümleyi..Anlamış değilim :) Ben de onun adına rahattım..Geç yatmasını, bol bol patates kızartması yemesini, öğünlerin kaymasını, öğle uykusu uyumamasını veya taa 17 de uyumasını, iskele babalarını yalamasını bile problem etmedim :)
Sonuç olarak Arda için de bizim için de iyi bir değişiklik oldu, bundan sonra ne zaman ve nasıl olur ilk seyahatimiz bilemiyorum..bu bir haftalık seyahati 2 çocukla becerebilir miyim bilemiyorum..İstanbulda da arada bir düşündüm, şu an ikilemiş olsak nasıl olurdu halimiz diye..Bakalım..zamanla onu da görürüz inşallah..

31 Aralık 2010 Cuma

Kaplan yılı




Hediyelerimiz hazır..
1-2 tanesi dışında hepsi özenle ve sevgiyle gece köründe paketlendi..
Bu akşama sahiplerine ulaşmak üzere bekliyorlar..
Geçen sene havamda değildim..uğraşmamıştım pek..kıyrıtık şeylerle geçiştirmiştim..
Bu sene özendim..
Hem artık az paraya iyi hediye yapabiliyorum..uzman oldum ;)

***

Akşama ananelerde yemek..
Doruk-Bilge-Ekin..ve biz..ve anane-dede..
Yemek sonrası eve dönüş..Yolda sıpa uyku alemine göçer sanıyorum..
12 ye doğru tüm hamile ve yeni doğurmuş arkadaşlar bize gelecek..
İçebilenlere şampanya..içemeyen garibanlara Uludağ gazoz..
Yok yok, bi bardak içeriz be, o da gazoz sayılır mübarek :)
Panettone, cips, kuruyemiş, ohh büyüsün totolarrr..
Odunumuz da yok yaa, şöminenin boynu bükük kalacak :(
Monopoly, tabu, sessiz film..
Kuvvetle muhtemel Victoria's Secret şovu..
Dedim ya karılar ya hamile ya yeni doğurmuş ;)

***
2010 benim senemdi..
Kaplan yılı..
Ben hem aslanım..hem kaplan..
Biraz saldırganım..vahşiyim..öyleymişim yani..
Tevekkeli değil, İzmir' deki iş yerimde takma adım "Artiglio" (pençe) idi..
Kaplan yılı güzel geçti..
Hele yaza doğru pek bi güzelleşti..
Doğum sonrası kendime geldiğim bir dönemdi..
Yüzmeye döndüm..boğazları geçtim...gurur ve sevinç yaşadım..
Hemde bir tanesinde karnımda bir canlı ile geçmişim haberim yok :)
Evet evet..beraber yüzmüşüz 2. toti ile..
Bana güç vermiş azgın dalgalara karşı boğuşurken..
6 km. boyunca anasına destek olmuş..kuvvet vermiş..
2010 bana çok güzel bir sürpriz yaptı..
Umarım kendisi 2011 de sağlıkla katılır aramıza..
Büyüyünce beraber Manş' ı geçeriz birlikte kimbilir..?

***
2011 için siparişlerim:

Güzel bir doğum, sağlıklı bir mini Toti, kendime aklı selim, sakin bir lohusalık, Arda Toti' sine güzel ve eğlenceli bir kreş başlangıcı, baba Toti' ye kovaladığı işlerde bol şans ve başarı..tabii akabinde ailemize gani gani mangır :) ve herkese, hepinize bol sağlık, vatana millete huzur, refah ve arınma, tüm dünyaya barış ve silahsızlanma....arkası uzun..genel olarak bu minvalde işte..

Hadi bakalım..Ho Ho Hooooo! :)

1 Aralık 2010 Çarşamba

Şaşanııınnn!!! (*)

İşte en sevdiğim ay geldi çattı!

Demiştim ya, pis bir özentiyim ben. Küçükken içime noel ruhu kaçmış benim, her sonbahar geldiğinde hop oturup hop kalkan, Aralık geldimi de iyice coşan bir ruh..Bu sene pek kıvamında o ruh, Kasım ayından beri dürtükleyip duruyor beni...İstiyorum ki hemen bu akşam süsleyelim ağacımızı, geçen sene yapamamıştık ağaç, Toti ağaçlara pata küte giriyor, evdekini de kucaklamak sureti ile devirir diye, yanıp sönen lambaları mıncıklar filan diye, ondan belki bu sene bu coşku hali..
Neyse işte hemen ağacı kuralım istiyorum, Tunalı' da her yer ışıl ışıl olsun istiyorum, her dükkan daha bir çok süslensin, ben o dükkanlara girip çıkıp alışveriş yapayım, bi dolu hediyecikler alayım, renk renk paketleyeyim, şimdiden ağacın altına koyayım istiyorum..Fonda bu şarkı ile..


Bir hafta sonu evde harika bir parti verelim istiyorum, Toti' yi büyüklerden birine şutlatıp, bir dolu arkadaş çağırıp geç saatlere kadar yiyelim, içelim, dans edelim istiyorum..Hatta ev yapımı glühwein hazırlayıp, evi süsleyip, her gelene küçük ve komik hediyecikler verelim, azalım, kuduralım istiyorum..



Bu ay evde mütemadiyen zencefilli tarçınlı kurabiyeler, meyveli kekler pişsin, kokuları kahve kokusuna karışsın istiyorum..



Toti yüzünden değiştirdiğimiz salonu eski haline getirelim, şöminenin önündeki kanepeyi kaldıralım, odun alalım, eski kışlarda olduğu gibi her akşam ateş yakalım, ışıkları söndürelim, elimizde şaraplarımız hipnoz olmuş gibi ateşi seyredelim, çıtır çıtır sesini dinleyelim istiyorum..


Hatta, 2007 deki gibi, 1 hafta, 10 gün...hadi 5 gün de olur, Viyana' ya yada Almanya' ya gidelim, akşamları noel pazarlarında yiyelim, içelim, sıcacık glühwein içelim, yanaklarımız al al olsun, ıvır zıvır alalım, rengarenk ışıklar içinde ruhlarımız şenlensin istiyorum..


Bir de anne yanım sevinse de bu pastırma havasına, cüce parklarda sektiği için, özenti noel ruhum pek bir bozuluyor..kar yağsın, soğuk olsun istiyor..20 derece güneşli havada noel ruhu mu olurmuş canım? Hem bu halde şömine yakarsak karşısında atlet don oturmamız gerekecek, hiç de kafamdaki resme uygun bir kılık değil! :)


Arda Toti' si karnımda 3 aylık, Viyana' da marketleri arşınlıyoruz. Hava eksi 10.

(*) Başlık: Yaşasıııınn!! Arda dilinde :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...