Geçen sene bayağı bir dinlemiştik Model'i arabada..Tüm albümü beğenmekle beraber en çok ilk şarkı "Buzdan şato"yu sevmiştik. Arda tekrar tekrar dinlettiriyordu şarkıyı, bazı sözleri de ezberlemişti hatta, kendince eşlik ediyordu ara ara...Tedavülden kalktı sonra cd...Derken geçen hafta yeniden arabada çalmaya başladı, bu sefer favori parça; "Değmesin ellerimiz."
Daha bir kez dinlenmişken başladı "Aşk kokan midelerin karşısında trenlerin..." diye şakımaya evde (Aşk kokan "mısralar"; mideler olmuş, "direnmeye"; tirenlere falan)
Fakat bu sefer işimiz zor, geçen seneye göre sözler itina ile dinleniyor, ezberleniyor ve soruluyor.."Neden zormuş, neden yabancı gibi öpmüş, yabancı ne demek, niye beceremedik diyo, direnmek nedir, trenlerle mi ilgilidir, bu ne biçim son diyo, ne demek istiyo, neden gözlerden korkmuş, dünyayla yüzleşmek nedir???vs vs.."
Kolaysa anlat aşkı, kalp kırıklığını, sonu gelmiş ilişkiyi, dünyayla yüzleşmeyi...
Ah ne zormuş bitsin demek
Hala severken seni
Dudaklarını öpmemek
Bir yabancı gibi
Bilirsin ayrılık konusunda
İyi değiliz ikimiz de
Bir kıvılcım yeterdi her zaman
Koşup geri dönmemize
Değmesin ellerimiz
Buluşmasın bu gözler
Yine erir gideriz
Unutulur yeminler
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Aşk kokan dudakların
Karşısında direnmeyi de
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Aşk dolu mısraların
Karşısında direnmeyi de
İşte bir kez daha
Durup karşında
Belki de son defa
Soruyorum sana
Bitti mi hikayemiz
Bu ne biçim son böyle
Değmez miydi sevgimiz
Savaşıp direnmeye
Değmesin ellerimiz
Buluşmasın bu gözler
Yine erir gideriz
Unutulur yeminler
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Kendimize sahip çıkıp
Dünyayla yüzleşmeyi de
Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Korktuğumuz o gözlerin
Karşısında direnmeyi de
Bitmesin hikayemiz...
Benim ruh hali de bu becerememiş aşıklarınki gibi bu ara..Sıkıntı, huzursuzluk gırla..Sanırım bu şarkıyı her dinlediğimde hep bu dönem gelecek aklıma..Hani bir koku, bir şarkı alır götürür ya, o zamana, o duygulara...Ben de bu Mayıs ayını hatırlayacağım bu şarkıda..3 sene sonra da, 5 sene sonra da...hep "Mayıs sıkıntımı" hatırlatacak bana..Arda'nın hallerini, benim hallerimi...
Ve Arda..Bu videoyu şaşkınlıkla çektim, bu kadar iyi kaptığını bilmiyordum, arabada giderken başladı şakımaya, kaydediverdim hemen...Dedenin köy evine giderken..Arkada, bagajda köye dikilmek üzere bizimle gelen sumak ağacımız...Ve "değmesin ellerimiiizzzz..."
anne toti düşünüyor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne toti düşünüyor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mayıs 2013 Çarşamba
13 Haziran 2012 Çarşamba
Dır dır da dır dırrr
Çok fena bir dır dır yazısı olacak, kafası almayan okumasın..
Çok pis bi haleti ruhiye içerisindeyim, kocam dışında kimseye dırdırlanamıyorum, o da beni afaroz edecek yakında, bari dedim buraya kusayım içimdekileri!
- En nefret ettiğim havalar başladı! Sıcaktan nefret ediyorum kardeşim, nefret! Hayati fonksiyonlarım yavaşlıyor, beynim çalışmıyor, nefesim tıkanıyor, gözlerimden şimşek fırlıyor! Bugün 35 dereceymiş, peki 15 temmuz-15 agustos arası ne halt edicez o zaman? Sıcak dediğin şey tembelleştirir, üretkenliği durdurur, kakalakları yeryüzüne çıkarır, bakteri-mikrop gibi her türlü pisliğin kolayca üremesini sağlar dolayısıyle diyare yapar! Hem sıcak ve yaz mevsimi öğrenciyken güzeldi. 3 ay denize giremiyorsan, dötü yayamıyorsan, ev-iş-çoluk çombalak diye hantır hantır koşturuyorsan ne güzelliği olabilir ki? 38 yaşında çalışan biri için yaz demek İyot kokusu yerine milletin ter kokusunu çekmek demek, başkada bişi diğil!
-Bel fıtığım azdı gene! Dragon bot yarışlarında kürek çekerken fazla abanmışım sanırım! Bu sıcakta bir korse eksikti yani!! Pazar günü ilk voltaren-muscoril kokteylini abiciğimin nazik ellerinden yememle başlayan iğne günlüğüm kevgire dönmüş dötümün sızlamaları eşliğinde heyecanla sürüyor. Hem zaten öğle tatillerinde yapacak şey bulamıyordum, iyi oldu sağlık ocağına git, iğne yaptır,işe dön derken cırt diye bitiveriyor öğle teneffüsüm! Yatmadan geçmeyecek olan bu mereti ofiste surekli oturmak, eve dönünce çocuklarla türlü şekle girmek ve beşiğe eğilmek sureti ile iyice yağlıyorum ballıyorum, artık kaç haftaya biter bu sızı bilemem...Feci canım sıkkın ama!
-Arda'nın doğum günü geliyor, ilk defa heves ettim şööyle arkadaşlı, konseptli bi doğum günü yapayım diye ama hem beceriksizlikten elimden bişi gelmiyor hem de iş yerimdeki yoğunluktan 2 organizasyon telefonu bile edemiyorum..Kaldı 3-4 gün daha elde bi nane yok!!
-Ayaklarımdaki egzama geri geliyor ve bu haksızlık..Ben 2 ayda bir kortizon iğnesi yemek (kevgire bir delik daha!), ayaklarıma sürekli kortizonlu kremler sürüp istediğim ayakkabıları giyememek ve hadi hepsini geçtim kuduz köpek gibi kaşınmak zorunda mıyım? Efendim nedeni belli değilmiş, sürekli tedavisi yokmuş, olabilirmiş, yıllarca bu döngüyü yaşayabilirmişim vırt zırt...Koskoca tıp dünyası bi kıytırık egzamaya mı çare bulamamış yani?? Peeh!
-Sosyal medyadaki tüm havuz sefası, plaj şemsiyesi, kızgın kumlar ve dibi görünen deniz fotolarına kılım! Hele tekne fotoları, cennet koy görüntüleri filan...Açmayayım bayramlık ağzımı...Ne çabuk başladı millet tatile yahu? Daha biz kışlıkları kaldırmadık be..??
-Bir de şunu belirtmeliyim (sıcaklara dair son dırdırım olsun) en kıl olduğum güruh ise şu caanım serin havalarda, bahar yağmurlarında sürekli "ay bıktım kıştan, ne gelmez yazmış, ay totom dondu, hava ısınsın!" diye bıkbıklanırken daha ilk günden "ay piştim, ay çok sıcak, aman hiç esmiyor, vay bittik" diye vıkvıklanan güruhtur. Yahu nisanda mayısta hava eser ve serin olur ve yağmur yağar a akıllarını sevdiklerim!! Bilemediniz güzelim baharın kıymetini, pişin işte şimdi!
-Neyse sanırım bu kadarmış..Bu maddeye gelince durdum bir an...Sonuç olarak derhal iyileşmek istiyorum ve güneyliler gibi "yazın yaylak kışın kışlak" mıydı neydi o şekil yaşamak istiyorum. Misal yazları norveçe, finlandiyaya filan göçsek..Yaa bi de biz terasta oturuyoruz iyi mi?? Fırın, bildiğin fırın!!! Bak aynı mevzuya dönüyorum...İmdaaat!!!
Bu saçma post burda bitsin!!
Çok pis bi haleti ruhiye içerisindeyim, kocam dışında kimseye dırdırlanamıyorum, o da beni afaroz edecek yakında, bari dedim buraya kusayım içimdekileri!
- En nefret ettiğim havalar başladı! Sıcaktan nefret ediyorum kardeşim, nefret! Hayati fonksiyonlarım yavaşlıyor, beynim çalışmıyor, nefesim tıkanıyor, gözlerimden şimşek fırlıyor! Bugün 35 dereceymiş, peki 15 temmuz-15 agustos arası ne halt edicez o zaman? Sıcak dediğin şey tembelleştirir, üretkenliği durdurur, kakalakları yeryüzüne çıkarır, bakteri-mikrop gibi her türlü pisliğin kolayca üremesini sağlar dolayısıyle diyare yapar! Hem sıcak ve yaz mevsimi öğrenciyken güzeldi. 3 ay denize giremiyorsan, dötü yayamıyorsan, ev-iş-çoluk çombalak diye hantır hantır koşturuyorsan ne güzelliği olabilir ki? 38 yaşında çalışan biri için yaz demek İyot kokusu yerine milletin ter kokusunu çekmek demek, başkada bişi diğil!
-Bel fıtığım azdı gene! Dragon bot yarışlarında kürek çekerken fazla abanmışım sanırım! Bu sıcakta bir korse eksikti yani!! Pazar günü ilk voltaren-muscoril kokteylini abiciğimin nazik ellerinden yememle başlayan iğne günlüğüm kevgire dönmüş dötümün sızlamaları eşliğinde heyecanla sürüyor. Hem zaten öğle tatillerinde yapacak şey bulamıyordum, iyi oldu sağlık ocağına git, iğne yaptır,işe dön derken cırt diye bitiveriyor öğle teneffüsüm! Yatmadan geçmeyecek olan bu mereti ofiste surekli oturmak, eve dönünce çocuklarla türlü şekle girmek ve beşiğe eğilmek sureti ile iyice yağlıyorum ballıyorum, artık kaç haftaya biter bu sızı bilemem...Feci canım sıkkın ama!
-Arda'nın doğum günü geliyor, ilk defa heves ettim şööyle arkadaşlı, konseptli bi doğum günü yapayım diye ama hem beceriksizlikten elimden bişi gelmiyor hem de iş yerimdeki yoğunluktan 2 organizasyon telefonu bile edemiyorum..Kaldı 3-4 gün daha elde bi nane yok!!
-Ayaklarımdaki egzama geri geliyor ve bu haksızlık..Ben 2 ayda bir kortizon iğnesi yemek (kevgire bir delik daha!), ayaklarıma sürekli kortizonlu kremler sürüp istediğim ayakkabıları giyememek ve hadi hepsini geçtim kuduz köpek gibi kaşınmak zorunda mıyım? Efendim nedeni belli değilmiş, sürekli tedavisi yokmuş, olabilirmiş, yıllarca bu döngüyü yaşayabilirmişim vırt zırt...Koskoca tıp dünyası bi kıytırık egzamaya mı çare bulamamış yani?? Peeh!
-Sosyal medyadaki tüm havuz sefası, plaj şemsiyesi, kızgın kumlar ve dibi görünen deniz fotolarına kılım! Hele tekne fotoları, cennet koy görüntüleri filan...Açmayayım bayramlık ağzımı...Ne çabuk başladı millet tatile yahu? Daha biz kışlıkları kaldırmadık be..??
-Bir de şunu belirtmeliyim (sıcaklara dair son dırdırım olsun) en kıl olduğum güruh ise şu caanım serin havalarda, bahar yağmurlarında sürekli "ay bıktım kıştan, ne gelmez yazmış, ay totom dondu, hava ısınsın!" diye bıkbıklanırken daha ilk günden "ay piştim, ay çok sıcak, aman hiç esmiyor, vay bittik" diye vıkvıklanan güruhtur. Yahu nisanda mayısta hava eser ve serin olur ve yağmur yağar a akıllarını sevdiklerim!! Bilemediniz güzelim baharın kıymetini, pişin işte şimdi!
-Neyse sanırım bu kadarmış..Bu maddeye gelince durdum bir an...Sonuç olarak derhal iyileşmek istiyorum ve güneyliler gibi "yazın yaylak kışın kışlak" mıydı neydi o şekil yaşamak istiyorum. Misal yazları norveçe, finlandiyaya filan göçsek..Yaa bi de biz terasta oturuyoruz iyi mi?? Fırın, bildiğin fırın!!! Bak aynı mevzuya dönüyorum...İmdaaat!!!
Bu saçma post burda bitsin!!
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Arda cephesinden..
Arda totisi bu aralar neler diyor, neler yapıyor...(Okul aktivitesi yazmaya alışmışım son zamanlarda, nasıl giriş yapayım bilemedim!) Aslında aklımda daha çok şey vardı ama yazmaya başlayınca hiç birisi gelmedi...Hatırlayabildiğim bir kaç beni güldüren/şaşırtan anektod:
*-"Arda hadi yatma vakti geldi.."
-"Daha diil anne, uff..kafayı mı yedin sen?"
- ....... ?!?!
*Bu ara yaşlanmak/gençleşmek kavramlarına taktı kafayı:
-"Ben gençleniyorum di mi anne? Her gün gençleniyorum...Ama en gençlenen Aylin..dimi?"
*Montessori eğitimi iliklerine kadar işleyen Arda çalışmalardaki mantığı hayatının her alanına yayar:
Bir akşam tırnaklarını keseceğim, bana yakın ayağını tuttum, kolayda küçük parmak var, ondan başlayacağım, tam makası tırnağa götürürken, aniden:
-"Hayıııl anneee!" diye bağırır,
-"Ay, ne oldu? Ödüm koptu!"
-"Küçük palmaktan başlanmaz, büyükten başlaman lazım, aynı kahvelengi basamaklar gibi!!"
*İtiraf ediyorum bazen yemek konusunda ne Montessori tanıyorum, ne bir şey..Bildiğin tehdit, gözdağı takılıyorum bir şekilde, özüme dönüyorum. Geçenlerde yoğurt yemesi için bir taktik geliştirdim, soyadı Yoğurtçuoğlu ya, "İbrahim dede yoğurdunu yemeyenlerin soyadını geri alıyormuş" dedim, acayip tuttu, bir kaç gün hapur hupur yedi yoğurtları. Geçen gün abanıyor ekmeğe, yine aynı tehditi savurdum : "Ekmeği değil yoğurdu ye, bak İbrahim dede...."
-"Ben zaten Youtcuoğlu diilim, ben ekmekçibaşıyım, Arda Ekmekçibaşı!"
Çok güldüm buna ama bu taktik de bu şekilde bir yerimde patlamış oldu!
*Rakamlarla çok haşır neşir bir müddettir. Sürekli gördüğü rakamları okuyor, çift haneli olanları soruyor: "Beşle sekiz yanyana gelince noolur?!" gibi...Bir de deli gibi araba plakası okuyor, her an her yerde..Plakadaki harflerden bildikleri varsa (Arda'nın Aaaa'sı gibi) baştan sona okuyor ama ortadaki 2 harfi de tanımıyorsa şu şekil okuyor:
Mesela 06 DK 2657
" Sıfıl Altı Ik Bık iki, altı, beş, yedi."
Bir de son havadis verelim: Şu yılan hikayesine dönen genizeti bademcik ameliyatı perşembe günü nihayet gerçekleşecek. Geçen cuma pre-op. analizleri yapıldı. Pazartesi günü de ameliyat günü verildi..Heyecanlıyım, biraz da korkuyorum. Tabiiki ameliyat sağlıkla geçsin, bitsin başka bişi istemem ama sonrasını da düşünmeden edemiyorum..Ağrı, sızı, yutkunamama ve haliyle bol sıkıntı, vızırtı, kapris..Tecrübe eden anneler anlattı valla, ilk 2 gün verilen dondurmayı bile istememiş, açlık grevi yapmış onların cüceler..Bir yandan da kucağımdan inmeyen öbür cüce..Neyse bir şekilde atlatacağız ve artık Arda cücesi her ay beta olmayacak, horlamayacak, burnundan nefes alabilecek, daha huzurlu uyuyabilecek..
Ameliyatı tecrübe etmiş anne-babaların yazacakları deneyim, ipucu ve taktik yorumları başım üstünedir!!
*-"Arda hadi yatma vakti geldi.."
-"Daha diil anne, uff..kafayı mı yedin sen?"
- ....... ?!?!
*Bu ara yaşlanmak/gençleşmek kavramlarına taktı kafayı:
-"Ben gençleniyorum di mi anne? Her gün gençleniyorum...Ama en gençlenen Aylin..dimi?"
*Montessori eğitimi iliklerine kadar işleyen Arda çalışmalardaki mantığı hayatının her alanına yayar:
Bir akşam tırnaklarını keseceğim, bana yakın ayağını tuttum, kolayda küçük parmak var, ondan başlayacağım, tam makası tırnağa götürürken, aniden:
-"Hayıııl anneee!" diye bağırır,
-"Ay, ne oldu? Ödüm koptu!"
-"Küçük palmaktan başlanmaz, büyükten başlaman lazım, aynı kahvelengi basamaklar gibi!!"
*İtiraf ediyorum bazen yemek konusunda ne Montessori tanıyorum, ne bir şey..Bildiğin tehdit, gözdağı takılıyorum bir şekilde, özüme dönüyorum. Geçenlerde yoğurt yemesi için bir taktik geliştirdim, soyadı Yoğurtçuoğlu ya, "İbrahim dede yoğurdunu yemeyenlerin soyadını geri alıyormuş" dedim, acayip tuttu, bir kaç gün hapur hupur yedi yoğurtları. Geçen gün abanıyor ekmeğe, yine aynı tehditi savurdum : "Ekmeği değil yoğurdu ye, bak İbrahim dede...."
-"Ben zaten Youtcuoğlu diilim, ben ekmekçibaşıyım, Arda Ekmekçibaşı!"
Çok güldüm buna ama bu taktik de bu şekilde bir yerimde patlamış oldu!
*Rakamlarla çok haşır neşir bir müddettir. Sürekli gördüğü rakamları okuyor, çift haneli olanları soruyor: "Beşle sekiz yanyana gelince noolur?!" gibi...Bir de deli gibi araba plakası okuyor, her an her yerde..Plakadaki harflerden bildikleri varsa (Arda'nın Aaaa'sı gibi) baştan sona okuyor ama ortadaki 2 harfi de tanımıyorsa şu şekil okuyor:
Mesela 06 DK 2657
" Sıfıl Altı Ik Bık iki, altı, beş, yedi."
Bir de son havadis verelim: Şu yılan hikayesine dönen genizeti bademcik ameliyatı perşembe günü nihayet gerçekleşecek. Geçen cuma pre-op. analizleri yapıldı. Pazartesi günü de ameliyat günü verildi..Heyecanlıyım, biraz da korkuyorum. Tabiiki ameliyat sağlıkla geçsin, bitsin başka bişi istemem ama sonrasını da düşünmeden edemiyorum..Ağrı, sızı, yutkunamama ve haliyle bol sıkıntı, vızırtı, kapris..Tecrübe eden anneler anlattı valla, ilk 2 gün verilen dondurmayı bile istememiş, açlık grevi yapmış onların cüceler..Bir yandan da kucağımdan inmeyen öbür cüce..Neyse bir şekilde atlatacağız ve artık Arda cücesi her ay beta olmayacak, horlamayacak, burnundan nefes alabilecek, daha huzurlu uyuyabilecek..
Ameliyatı tecrübe etmiş anne-babaların yazacakları deneyim, ipucu ve taktik yorumları başım üstünedir!!
![]() |
| Minik elcağızlarla boyanmış önlük aneler günü hediyemin ta kendisidir! |
![]() |
| Kurabiye yapmanın raconu çiğ hamuru ha bire tırtıklamaktır! |
![]() |
| Kafa yaran taş kurabiyeler!! |
24 Şubat 2012 Cuma
4 yaşına gelmemiş bebe için hain planlar!
7 yaşımız gelip çattığında mahalledeki yada mahalleye en yakındaki okula gönderilirdik biz. Anam babam devlet ilkokuluna. O zaman ilkokul 5 yıl, sonrasında Anadolu liseleri ve özel liseler sınavı var, o şekil devam ediyordun öğrenim hayatına. İmkanın varsa özel okul (ortaokul+lise), başarılı isen Anadolu lisesi, imkanlar kısıtlı ve sen de pek çalışkan değilsen normal lise...Buydu olay. Ben ortalamanın altında ve gayet aklı bir karış havada bi velet olduğum için sınavların hiç birini kazanamayıp dolambaçlı yollardan özel bir okula gittim. Abim ise akıllı ve çalışkan bir tip olarak Anadolu Lisesinde okudu..Zaten o doktor çıktı, ben filolog diye bişi oldum, ittire kaktıra!!
Lafı dolandırmayayım; sonraları sistem değişti, 8 yıl zorunlu eğitim geldi. (ki bu ara gidici gibi görünüyor) Özel okullar ilköğretim kısımlarını açtı, düz ilkokullar ortaokul eklediler bünyeye, bir de bir dolu sınav çıktı; SBS, OKS, ki bunları hiç bilmedim, anlamadım, merak etmedim...O zamanlar Arda bebekti ve bu olaylar hiç ilgimi çekmiyordu, "Amaan daha çok var" rahatlığındaydım. Tek bildiğim hiç birşeyin eskisi gibi olmadığı, çoğunluğun artık devlet okulunu tercih etmediği, okulların kura veya ufacık bebeleri "özel yetenek sınavına" tabi tutarak aldığıydı. Bir çok arkadaşımız bebesini 4 yaşındayken lise sona kadar devam edeceği okula vermiş oluyordu bile!
Şimdi Arda 3, 5 yaşı devirdi. Haziranda 4 olacak. Bazı okullar bu mayısta kayıt açıyor 2008 liler için. Aklımızda olan bir, iki yabancı okul için geç bile kaldık, 3 te alıyorlardı. Şu ara biraz tutuştum. Okul değiştirme işine bu yıl hiç girmek istemesem de ileride 4 yaştan alan okulları araştırmadım, denemedim demek istemiyorum, işin aslı, şu sistemi ve ilgilendiğimiz okulların nasıl işlediğini görmek istiyorum.
O yüzden biz okul turlarına başlıyoruz ahali! Ve bugün ilk randevumuz, hem Memo'nun hem de benim mezun olduğumuz lise ile. Burada önemli bir not düşmeliyim; bu lise (tabii şimdi kreş-ilkokul-ortaokul-lise kombini bir yer) Memo'nun çok severek, benim ise nefret ederek okuduğum bir okuldur!! Nefret ederek okuduğum okula bebemi yollamak tabii ki hiç içimden gelmiyor ama gel gör ki okul Ankara'nın iyi okullarından ve bize uygun olan az seçenek arasında yer alıyor..Belki de bende bir arıza vardı, zaten pek tembeldim, okulla aram hiç iyi olmamıştı diyerek, okuluma bir şans vereceğim sanırım. Bu arada okulla aram hiç iyi olmamıştı derken bir anektod anlatayım:
Bir yaz ben ilkokuldayken İstanbul'da adalar vapuruna binmişiz, martılarla hoşbeş ederken babama dönüp; "Keşke bu gemi batsa" demişim, babam hayretle; "Neden kızım?" diye sormuş. "O zaman okula gitmek zorunda kalmam" demişim! Bir nevi ölmeyi yeğliyormuşum okula gitmeye! Hahahah çok patolojik bir olay ama hakkaten okulla ilişkimi yazsam roman olur, bir başka postta okul anılarımı ele alayım ben bir! :)
Neyse..kafam karışık benim. 6 yaşa kadar kreşte kalıp o zaman alan okullar ile mi şansımızı denemeli, yoksa şimdiden daha kolay sokabileceğimiz okulun kreşine mi versek? Devlet okulu mu, özel okul mu? Köklü liselerin okullarını mı tırmalasak, "çekilişsiz kurasız" alan butik okullara mı yönelsek? Türk eğitim sistemi mi yoksa denkliği bile olmayan yabancı okullar mı?
Sen bu yazıyı okuyan anne/baba, ne düşünüyorsun çocuğun için????
Lafı dolandırmayayım; sonraları sistem değişti, 8 yıl zorunlu eğitim geldi. (ki bu ara gidici gibi görünüyor) Özel okullar ilköğretim kısımlarını açtı, düz ilkokullar ortaokul eklediler bünyeye, bir de bir dolu sınav çıktı; SBS, OKS, ki bunları hiç bilmedim, anlamadım, merak etmedim...O zamanlar Arda bebekti ve bu olaylar hiç ilgimi çekmiyordu, "Amaan daha çok var" rahatlığındaydım. Tek bildiğim hiç birşeyin eskisi gibi olmadığı, çoğunluğun artık devlet okulunu tercih etmediği, okulların kura veya ufacık bebeleri "özel yetenek sınavına" tabi tutarak aldığıydı. Bir çok arkadaşımız bebesini 4 yaşındayken lise sona kadar devam edeceği okula vermiş oluyordu bile!
Şimdi Arda 3, 5 yaşı devirdi. Haziranda 4 olacak. Bazı okullar bu mayısta kayıt açıyor 2008 liler için. Aklımızda olan bir, iki yabancı okul için geç bile kaldık, 3 te alıyorlardı. Şu ara biraz tutuştum. Okul değiştirme işine bu yıl hiç girmek istemesem de ileride 4 yaştan alan okulları araştırmadım, denemedim demek istemiyorum, işin aslı, şu sistemi ve ilgilendiğimiz okulların nasıl işlediğini görmek istiyorum.
O yüzden biz okul turlarına başlıyoruz ahali! Ve bugün ilk randevumuz, hem Memo'nun hem de benim mezun olduğumuz lise ile. Burada önemli bir not düşmeliyim; bu lise (tabii şimdi kreş-ilkokul-ortaokul-lise kombini bir yer) Memo'nun çok severek, benim ise nefret ederek okuduğum bir okuldur!! Nefret ederek okuduğum okula bebemi yollamak tabii ki hiç içimden gelmiyor ama gel gör ki okul Ankara'nın iyi okullarından ve bize uygun olan az seçenek arasında yer alıyor..Belki de bende bir arıza vardı, zaten pek tembeldim, okulla aram hiç iyi olmamıştı diyerek, okuluma bir şans vereceğim sanırım. Bu arada okulla aram hiç iyi olmamıştı derken bir anektod anlatayım:
Bir yaz ben ilkokuldayken İstanbul'da adalar vapuruna binmişiz, martılarla hoşbeş ederken babama dönüp; "Keşke bu gemi batsa" demişim, babam hayretle; "Neden kızım?" diye sormuş. "O zaman okula gitmek zorunda kalmam" demişim! Bir nevi ölmeyi yeğliyormuşum okula gitmeye! Hahahah çok patolojik bir olay ama hakkaten okulla ilişkimi yazsam roman olur, bir başka postta okul anılarımı ele alayım ben bir! :)
Neyse..kafam karışık benim. 6 yaşa kadar kreşte kalıp o zaman alan okullar ile mi şansımızı denemeli, yoksa şimdiden daha kolay sokabileceğimiz okulun kreşine mi versek? Devlet okulu mu, özel okul mu? Köklü liselerin okullarını mı tırmalasak, "çekilişsiz kurasız" alan butik okullara mı yönelsek? Türk eğitim sistemi mi yoksa denkliği bile olmayan yabancı okullar mı?
Sen bu yazıyı okuyan anne/baba, ne düşünüyorsun çocuğun için????
7 Şubat 2012 Salı
Şikayetim var!
Geçen cuma işten erken çıkıp Arda'ya kitap almaya Tunalı D&R a gittim ve alışverişi mağaza sorumlusu ile yaptığım şikayet kıvamında bir sohbetle noktaladım.
Tunalı D&R, kitap-cd-hediyelik için çok uğradığım bir yerdir. Özellikle Arda'dan sonra alt kata çok takılır olmuştuk. Evimize kısa bir yürüyüş mesafesinde olması, avmlerden pek hazzetmememiz, Tunalı'yı -her ne kadar zaman geçtikçe illet bir kaosa dönüşse de- çok sevmemiz, kuğulu parkın yakınlığı, Kıtır'ın varlığı gibi bir dolu sebepten dolayı ayağımız bayağı alıştı buraya. Fakat son 7-8 aydır, belki 1 yıldır çocuk kitaplarının bulunduğu reyonlar feci halde. Acayip bir düzensizlik, kırık dökük raflar, birbirine girmiş alakasız kitaplar..Ne aradığını bulman mümkün ne de keyifle bir şeyler karıştırmak. Çalışanlar ise ayrı bir sorun. Hiç bir zaman güler yüzlü ve ilgili çalışanlar olmadı orda. Hep dikkat ettim, acayip sıkılıyormuş gibi görünen kıltoş tipler bulunurdu ama önemsemezdim pek. Herneyse cuma günü aradığım hiç bir kitabı bulamayınca, kategorilere göre ayrılmış tek bir rafa rastlayamayınca, "Dur" dedim, "bi şkayet ediyim artık!"
Sorumlu kız gelince meramımı anlattım. Gözlerini devire devire ve seğirterek (bilmem anlatabildim mi, sinir olurum ben o seğirtme işine) "Ama ne yapabilirlerdi ki? Küçük afacanlarla hiç kolay değildi, çok dağıtıyorlardı, haftasonları tüm raflar indirilip yeniden diziliyordu da vır vır.." minvalinde giden bir şeyler söyledi. Valla hiç bir zaman da hafta sonu orda böyle bir derleme toplama çalışması görmedim ama neyse, seğiren gözler belli ki bu noktada pek işime yaramayacaktı. Kasaya gittiğimde mağaza sorumlusunu görmek istediğimi söyledim. O esnada kasanın arkasında telefonla konuşan genç adamı işaret ettiler. Biraz hayal kırıklığına uğradım, nedense biraz daha oturaklı bir tip hayal etmiştim. Metin Bey kusura kalmasın ama daha konuşmamız başlamadan bende hiç oranın müdürü gibi bir profil çizmedi hali ve tavrı ile. Aynı şeyleri söyleyerek yapıcı eleştirimi yaptım. Metin Bey'in yorumu şu oldu: "Hava iki gündür çok soğuk, elemanlar alt katta pek durmak istemiyor, geçici bir durum, falan filan". Kendisine bu durumun aylardır sürdüğünü söylediğimde kendisinin henüz 2 haftadır burada olduğunu, Panora'dan geldiğini söyledi. Beni en şaşırtan şey aldığım çözüm üretmekten uzak, garip cevaplardan çok koskoca 5 katlı D&R ın bu kadar acemi insanlar tarafından yönetiliyor olmasıydı. En son o kata yeni bir eleman alacağını söyleyerek beni bayağı bir rahatlattı!! :) Gelecek olan süpersonik elemana şimdiden kolay gelsin diyorum.
Kıssadan hisse; eğer Tunalı' da "takılmayı", bebenizle bir kuğulu park yaptıktan sonra soluğu karşıda D&R da almayı, kitap bakınmayı, belki bir kahve içmeyi (Aaa, kahveci de kapanmıl bu arada, neyseki civarda başka kahveciler de var!) seviyorsanız ve size de çocuk katı bomba patlamış izlenimi veriyorsa siz de lütfen Metin Bey' e teessüflerinizi iletin, olur mu??
Tunalı D&R, kitap-cd-hediyelik için çok uğradığım bir yerdir. Özellikle Arda'dan sonra alt kata çok takılır olmuştuk. Evimize kısa bir yürüyüş mesafesinde olması, avmlerden pek hazzetmememiz, Tunalı'yı -her ne kadar zaman geçtikçe illet bir kaosa dönüşse de- çok sevmemiz, kuğulu parkın yakınlığı, Kıtır'ın varlığı gibi bir dolu sebepten dolayı ayağımız bayağı alıştı buraya. Fakat son 7-8 aydır, belki 1 yıldır çocuk kitaplarının bulunduğu reyonlar feci halde. Acayip bir düzensizlik, kırık dökük raflar, birbirine girmiş alakasız kitaplar..Ne aradığını bulman mümkün ne de keyifle bir şeyler karıştırmak. Çalışanlar ise ayrı bir sorun. Hiç bir zaman güler yüzlü ve ilgili çalışanlar olmadı orda. Hep dikkat ettim, acayip sıkılıyormuş gibi görünen kıltoş tipler bulunurdu ama önemsemezdim pek. Herneyse cuma günü aradığım hiç bir kitabı bulamayınca, kategorilere göre ayrılmış tek bir rafa rastlayamayınca, "Dur" dedim, "bi şkayet ediyim artık!"
Sorumlu kız gelince meramımı anlattım. Gözlerini devire devire ve seğirterek (bilmem anlatabildim mi, sinir olurum ben o seğirtme işine) "Ama ne yapabilirlerdi ki? Küçük afacanlarla hiç kolay değildi, çok dağıtıyorlardı, haftasonları tüm raflar indirilip yeniden diziliyordu da vır vır.." minvalinde giden bir şeyler söyledi. Valla hiç bir zaman da hafta sonu orda böyle bir derleme toplama çalışması görmedim ama neyse, seğiren gözler belli ki bu noktada pek işime yaramayacaktı. Kasaya gittiğimde mağaza sorumlusunu görmek istediğimi söyledim. O esnada kasanın arkasında telefonla konuşan genç adamı işaret ettiler. Biraz hayal kırıklığına uğradım, nedense biraz daha oturaklı bir tip hayal etmiştim. Metin Bey kusura kalmasın ama daha konuşmamız başlamadan bende hiç oranın müdürü gibi bir profil çizmedi hali ve tavrı ile. Aynı şeyleri söyleyerek yapıcı eleştirimi yaptım. Metin Bey'in yorumu şu oldu: "Hava iki gündür çok soğuk, elemanlar alt katta pek durmak istemiyor, geçici bir durum, falan filan". Kendisine bu durumun aylardır sürdüğünü söylediğimde kendisinin henüz 2 haftadır burada olduğunu, Panora'dan geldiğini söyledi. Beni en şaşırtan şey aldığım çözüm üretmekten uzak, garip cevaplardan çok koskoca 5 katlı D&R ın bu kadar acemi insanlar tarafından yönetiliyor olmasıydı. En son o kata yeni bir eleman alacağını söyleyerek beni bayağı bir rahatlattı!! :) Gelecek olan süpersonik elemana şimdiden kolay gelsin diyorum.
Kıssadan hisse; eğer Tunalı' da "takılmayı", bebenizle bir kuğulu park yaptıktan sonra soluğu karşıda D&R da almayı, kitap bakınmayı, belki bir kahve içmeyi (Aaa, kahveci de kapanmıl bu arada, neyseki civarda başka kahveciler de var!) seviyorsanız ve size de çocuk katı bomba patlamış izlenimi veriyorsa siz de lütfen Metin Bey' e teessüflerinizi iletin, olur mu??
29 Aralık 2011 Perşembe
Orta parmak üzerine
Geçen gün Memo ile trafikte giderken gördüğümüz orta parmaktır beni bu yazıyı yazmaya iten..
Hakkımız olan yolu almaya çalışırken, yolu haksızca tıkayan bağyanın uyarılarımıza istinaden sürmeli gözlerini devirerek yaptığı bakış ve gösterdiği orta parmak..
Nasıl oluyor da insanlar hatalı iken bu kadar çirkefleşebiliyor? Nasıl bir altta kalmama çabası, nasıl bir yüzsüzlüktür bu?
Ben araba kullanmıyorum, ehliyetim var ama yıllardır kullanmıyorum araç..İyiki de kullanmıyorum..
Fevri ve gayet asabi bir insan olarak Türkiye trafik koşullarında benim direksiyon başında olmamam gerek..Akıl sağlığım için en başta..
Daha sarı yanarken arkamdan dıtlayana, tek tönde giderken girilmez yönden girip karşımda duran, birde ben hatalıymışım gibi bana horozlanana, önümüzde konvoy varken sanki çok yol alabilecekmiş gibi beni arkadan sıkıştırana çok fena dalabilirdim şayet araba kullansam...
Peki neden bu insanlar hiç dönüpte "hatalı mıyım?" diye düşünmezler? Nasıl daha ilk uyarıldıkları an eller havaya kalkar, böğürmeler, tükürük saçarak çemkirmeler, küfürler birbirini kovalar?
Ben araba kullanıyor olsam ve beni biri selektörle veya sözlü olarak uyarsa yerin dibine geçerim, hemen nerede hata yaptığımı algılamaya çalışırdım gibime geliyor..
Bu garip ve aşırı kendine güvenin ardında ne yatıyor?
Fazlasıyla pohpohlanmak olmasın? Hani çocukluktan itibaren ebeveynlerin yaptığı toz kondurmama, her konuda haklı görme ve çocuğun yanında onu yerlere göklere koyamama sendromu olmasın?
Tabiiki aşağılık kompleksi olduğunu da düşünüyorum bu davranışların ardında ama bu demin söylediğim konu da kesinlikle önemli.
"Çocuğunuzu etiketlemeyin, şişirmeyin" demişti Iraz.."Yanında yaptığı şeyleri olağanüstü şeylermiş gibi göstererek konuşmayın, sürekli övüp aferimlere boğmayın"... Yıllar önce annem de bahsetmişti bana bundan. Aklımda hep yer etmiştir. Oğlunun yanında onun ne kadar akıllı olduğundan, şöyle harika, böyle muhteşem olduğundan bahseden annelerden ne kadar rahatsızlık duyduğundan bahsetmişti...Lisedeydim ama her cümlesini hatırlıyorum o konuşmanın...
Çevremde çocuğu hata yaptığında hemen ört bas eden anneler var.
"Ay istemeden oldu!" (çocuk pata küte dalmıştır yanındakine) "Şaka yaptı canım,eki eki eki!"
Bu korunan velet, yerine özür dilenen, yaptığı meşrulaştırılan velet nasıl hatayı kendinde arar ki sonradan?
Neyse uzatmayayım, ben böyle toplumsal mesajlar, dersler verecek yazılar yazmaya alışık değilim..Sadece anı blogu bu..Ama o orta parmak gösteren yelloza çok öfkeliyim...Yazarak içimi dökeyim dedim..
Ana babalar..bebenizi şişirmeyin..Her daim haklı bulmayın..Varsa bir hatası anlatın ona..gerektiğinde özür dilemeyi öğretin..Öğretin ki ilerde hatası gösterildiğinde millete ana avrat dümdüz gitmesin..arkasından selektör atıldı diye adam bıçaklamasın. (Geçen sene ankara Cinnah'ta yol isteyenn Alman Elçiliği mensubu bir diplomat 4 yerinden bıçaklandı)
Kimi zaman hatalı olabileceğini öğretin ki durup bir bakmayı bilsin, hatası var mı bir düşünebilsin...Gerekiyorsa da pardon abi deyip yol verebilsin, dikiz aynasından el yordamı ile özür dilemesini bilsin..
Hakkımız olan yolu almaya çalışırken, yolu haksızca tıkayan bağyanın uyarılarımıza istinaden sürmeli gözlerini devirerek yaptığı bakış ve gösterdiği orta parmak..
Nasıl oluyor da insanlar hatalı iken bu kadar çirkefleşebiliyor? Nasıl bir altta kalmama çabası, nasıl bir yüzsüzlüktür bu?
Ben araba kullanmıyorum, ehliyetim var ama yıllardır kullanmıyorum araç..İyiki de kullanmıyorum..
Fevri ve gayet asabi bir insan olarak Türkiye trafik koşullarında benim direksiyon başında olmamam gerek..Akıl sağlığım için en başta..
Daha sarı yanarken arkamdan dıtlayana, tek tönde giderken girilmez yönden girip karşımda duran, birde ben hatalıymışım gibi bana horozlanana, önümüzde konvoy varken sanki çok yol alabilecekmiş gibi beni arkadan sıkıştırana çok fena dalabilirdim şayet araba kullansam...
Peki neden bu insanlar hiç dönüpte "hatalı mıyım?" diye düşünmezler? Nasıl daha ilk uyarıldıkları an eller havaya kalkar, böğürmeler, tükürük saçarak çemkirmeler, küfürler birbirini kovalar?
Ben araba kullanıyor olsam ve beni biri selektörle veya sözlü olarak uyarsa yerin dibine geçerim, hemen nerede hata yaptığımı algılamaya çalışırdım gibime geliyor..
Bu garip ve aşırı kendine güvenin ardında ne yatıyor?
Fazlasıyla pohpohlanmak olmasın? Hani çocukluktan itibaren ebeveynlerin yaptığı toz kondurmama, her konuda haklı görme ve çocuğun yanında onu yerlere göklere koyamama sendromu olmasın?
Tabiiki aşağılık kompleksi olduğunu da düşünüyorum bu davranışların ardında ama bu demin söylediğim konu da kesinlikle önemli.
"Çocuğunuzu etiketlemeyin, şişirmeyin" demişti Iraz.."Yanında yaptığı şeyleri olağanüstü şeylermiş gibi göstererek konuşmayın, sürekli övüp aferimlere boğmayın"... Yıllar önce annem de bahsetmişti bana bundan. Aklımda hep yer etmiştir. Oğlunun yanında onun ne kadar akıllı olduğundan, şöyle harika, böyle muhteşem olduğundan bahseden annelerden ne kadar rahatsızlık duyduğundan bahsetmişti...Lisedeydim ama her cümlesini hatırlıyorum o konuşmanın...
Çevremde çocuğu hata yaptığında hemen ört bas eden anneler var.
"Ay istemeden oldu!" (çocuk pata küte dalmıştır yanındakine) "Şaka yaptı canım,eki eki eki!"
Bu korunan velet, yerine özür dilenen, yaptığı meşrulaştırılan velet nasıl hatayı kendinde arar ki sonradan?
Neyse uzatmayayım, ben böyle toplumsal mesajlar, dersler verecek yazılar yazmaya alışık değilim..Sadece anı blogu bu..Ama o orta parmak gösteren yelloza çok öfkeliyim...Yazarak içimi dökeyim dedim..
Ana babalar..bebenizi şişirmeyin..Her daim haklı bulmayın..Varsa bir hatası anlatın ona..gerektiğinde özür dilemeyi öğretin..Öğretin ki ilerde hatası gösterildiğinde millete ana avrat dümdüz gitmesin..arkasından selektör atıldı diye adam bıçaklamasın. (Geçen sene ankara Cinnah'ta yol isteyenn Alman Elçiliği mensubu bir diplomat 4 yerinden bıçaklandı)
Kimi zaman hatalı olabileceğini öğretin ki durup bir bakmayı bilsin, hatası var mı bir düşünebilsin...Gerekiyorsa da pardon abi deyip yol verebilsin, dikiz aynasından el yordamı ile özür dilemesini bilsin..
22 Aralık 2011 Perşembe
Döktüm ortaya
Zeynep kendinle ilgili 7 gerçeği dök ortaya demiş. Dökelim, dökelim emmee biraz zor bir iş bu...Ne yazsam, kendimi nasıl analiz etsem derken aklıma buna benzer bir dürtük/sobe/mim yazmış olduğum geldi..."Burada hazır yapılmışı var!" diyecektim ama o yazının daha çok annelik-bebe minvalinde olduğunu farkederek bu sefer farklı yönlerimi yazmaya çalışacağım...
- Kendimi hala 20 lerimde sanıyorum. En küçük yaş topluluğu 80 liler gibi geliyor bana mesela. Geçen 90 lıların üniversiteye gittiğini duyduğumda ağzım açık kaldı. Zaman tünelinde bir yerlerde sıkıştım kaldım sanki..
- Hissetmediğim yaşta da göstermiyorum sanırım. Yaşımı söyleyince şaşırıyorlar. Bunda kılık kıyafet, saç baş ve hal-gidişhat büyük rol oynuyor bence. Serdeki sporculuktan da kaynaklandığını düşündüğüm bir rahat giyinme, fazla allanıp pullanmama durumu, bir hanım hanımcık olamama durumu var ki bu da insanı daha "ufak" gösteriyor.
- Kimi zaman özeniyorum aslında "kadın kadın" akranlarıma. Bazen biraz kokoş olsaydım keşke diyorum, özeniyorum takıp takıştıran, fönlü saçlarını savura savura, kaldırımları topuk sesleriyle inlete inlete yürüyen kadınlara..Ama heyhat en basit kadınsal bakım unsurlarını (manikür misal!) bile şu ara yapamayan bir pasaklı kulum şu aralar.
- Hiç bir zaman planlı programlı, hep bir B planı olan bir tip olamadım..İşler ters gidince muhakkak paniklerim.
- Akıl vermeyi pek severim. Vakıf olduğum bir konuda konuşup, birilerine yol göstermeye bayılırım. İçimde ufak bir "öğreten adam" yatıyor galiba!
- Teknolojiye hiç kafam basmaz, yenilikleri hiç takip edemem, etmeye çalışsam da anlamam, analitik beynim sıfırdır!
- Hiç bir şekilde ellerimle müdahale etmeden kulaklarımı oynatabilir, dilimi burnuma değdirebilirim!! :)
İlk 3 madde biraz birbirinin açılımı gibi oldu, kaytarmış gibi gözükebilirim, neyse artık :)
Zeynep'e teşekkür edip pırasa saçlı kuzusunu öpüyorum..
Kimseyi mimlemiyorum, isteyen yazsın!
- Kendimi hala 20 lerimde sanıyorum. En küçük yaş topluluğu 80 liler gibi geliyor bana mesela. Geçen 90 lıların üniversiteye gittiğini duyduğumda ağzım açık kaldı. Zaman tünelinde bir yerlerde sıkıştım kaldım sanki..
- Hissetmediğim yaşta da göstermiyorum sanırım. Yaşımı söyleyince şaşırıyorlar. Bunda kılık kıyafet, saç baş ve hal-gidişhat büyük rol oynuyor bence. Serdeki sporculuktan da kaynaklandığını düşündüğüm bir rahat giyinme, fazla allanıp pullanmama durumu, bir hanım hanımcık olamama durumu var ki bu da insanı daha "ufak" gösteriyor.
- Kimi zaman özeniyorum aslında "kadın kadın" akranlarıma. Bazen biraz kokoş olsaydım keşke diyorum, özeniyorum takıp takıştıran, fönlü saçlarını savura savura, kaldırımları topuk sesleriyle inlete inlete yürüyen kadınlara..Ama heyhat en basit kadınsal bakım unsurlarını (manikür misal!) bile şu ara yapamayan bir pasaklı kulum şu aralar.
- Hiç bir zaman planlı programlı, hep bir B planı olan bir tip olamadım..İşler ters gidince muhakkak paniklerim.
- Akıl vermeyi pek severim. Vakıf olduğum bir konuda konuşup, birilerine yol göstermeye bayılırım. İçimde ufak bir "öğreten adam" yatıyor galiba!
- Teknolojiye hiç kafam basmaz, yenilikleri hiç takip edemem, etmeye çalışsam da anlamam, analitik beynim sıfırdır!
- Hiç bir şekilde ellerimle müdahale etmeden kulaklarımı oynatabilir, dilimi burnuma değdirebilirim!! :)
İlk 3 madde biraz birbirinin açılımı gibi oldu, kaytarmış gibi gözükebilirim, neyse artık :)
Zeynep'e teşekkür edip pırasa saçlı kuzusunu öpüyorum..
Kimseyi mimlemiyorum, isteyen yazsın!
18 Aralık 2011 Pazar
Sunny sunday
Yoo, hiçde hava güneşli değildi bugün..
Ama eve gelen biri güneş gibi ısıttı içimizi..
1,5 haftadır içimi daraltan düşüncelere "kışt kışt" dedi..
Herkesin dediği gibi "herşeyde bir hayır vardır" dedirtti..
Mutluluğumun ismi bugün; "Mualla"!!
:)
Ama eve gelen biri güneş gibi ısıttı içimizi..
1,5 haftadır içimi daraltan düşüncelere "kışt kışt" dedi..
Herkesin dediği gibi "herşeyde bir hayır vardır" dedirtti..
Mutluluğumun ismi bugün; "Mualla"!!
:)
8 Aralık 2011 Perşembe
Alma mazlumun "ah"ını...Çok pis "AH" ettim, ona göre....
Hani filimlerde olurya, güzel şeyler olur, keyifli anlar yaşanırken fonda da pek keyifli, mutlu şarkılar çalar..Sonra aniden kötü bir şey olduğu sırada, fonda çalan şarkı pikabın iğnesi pilağı cazorrt diye çizerek kesilir..İşte o hesap oldu...Şu zencefilli şekerlemeli evlerimizi yapmış, evimize getirmiş, ağacımızı kurmuş, ışıkları topları daha yeni asmıştık, tam zencefil evi ağacın altına yerleştirecekken, "amanda nasıl havaya girdik" diye şakıyacakken, bu gazla ev yapımı süs ve kartların başına oturacekken fondaki cingıl bels temalı (şu max fm de çalan güzellerden biri) şarkı cazorrt diye kesildi..
Arda'nın boğazda beta, bol ateş, artık şişmekten herhalde balon olmuş bir geniz eti...ve akşamın 22:00 ında bakıcıdan gelen "Başka iş buldum" telefonu..Fondaki müzik kesilmiş, sessizlik hakim olmuştur..Eldeki telefondan dıııt dıııt sesi yükselirken ağacın ışıkları tam gaz yanıp sönmeye devam etmektedir..
İşin en pis yanı yalanları farketmek..İstenen bazı izinlerin filan nasılda bugünleri hazırladığını farketmek..Aptal yerine konmak...İlk bakıcı bile -ki gidişi bayağı sıkıntılı olmuştu ve çok darılmıştım- bunu yapmamıştı. Birini bulana kadar beklemiş ve geleni 15 gün alıştırmıştı...
Sil baştan...bul, alıştır, güven....
Arda'ya dur bekleyelim diyene kadar oturup onunla şu evi yiyip bitirsem iyi hisseder miyimki kendimi??
1 Aralık 2011 Perşembe
Kafada uçuşanlardan bir demet
Bu aralar kafada uçuşanlar...
--Uyku meselesine kılım. Büyüğün öğle uykuları bitecek mi? Nasıl bitecek? Hafta sonu uyumayan düdük hafta içi neden uyur? Kreşte dün yaşanan arıza yaşanmadan bu dönemi nasıl atlatırız? Geceleri ne zaman kendi kendine uyuyabilecek? Neden bu alışkanlığı kazandıramadık? Kazık kadar olana dek yanında kıvrılacak mıyız? Ya kız? Onda da aynı yolda ilerlemiyor muyuz? Bir 3-4 yıl daha çekilir mi bu iş? Acaba emzik almasından cesaretle atıp yatağına gitsem mi? Mi? mi? mi??? Poff!
--Yemek meslesine kısmen kılım..Oğlan bayağı yer oldu. Değişik şeyleri yani..Okulda çoktan açılmıştı yeni tatlara ama evde maksat kıltoşluk olsun, diretiyordu...Ammavelakin aştık! Evde de kereviz, patlıcan, kurufasülye ve salata yemişliği oldu son zamanlarda. Kuzenine gittiğinde ise karnıbahar yemiş geçen gün. Seçenek sunmak çok işe yarıyor bu arada. Kereviz günü pırasa da vardı. Hangisi dedim, hiç tereddütsüz kereviz dedi ve oturdu yedi, kendi seçimi olduğu için vızıklanamadı. Fakat 3,5 yılda geldiğimiz bu noktaya diğer zat ile gelebilmek için bir 3,5 sene daha mı var sorusu ve kızın kaşıklara karşı ağız büzmedeki harika becerisi hafiften kıllandırıyor beni.
--Türkiye' nin gündeminden midemin bulandığını hissediyorum..Siyasi, sosyal herşey..Şu işim gereği gazetelere boğuldum ya, gün içinde gerçekten boğuluyormuşum gibi geliyor. Bir tane bile yüz güldüren bi b.k olmaz mı kardeşim? Şööyle İsveç, Finlandiya filan gibi yerlerde, olaysız bir memlekette yaşamak istiyorum!
--Uzaklar demişken...Çok özledim seyahat etmeyi. "Yurtdışım geldi" yani. İtalya'yı özledim çok. 2007 de gitmişim en son. Çok olmuş. Gidip kendimi yemeğe, şaraba, kahveye, cornettoya vurasım var. Anıları tazeleyesim, eski rutinleri törenle tekrar edesim var...Aslında aralık ayında en güzel Almanya oluyor, en güzel noel marketleri orda ve Avusturya'da...En iyisi aralıkta bir hafta gitmek diyeceğim ama güleyim bu isteğime bir tarafımla bari "Hohohoooo!"
--Yılın en sevdiğim zamanı geliyor. Arda çok heyecanlı bu sefer, "Ne zaman evimizi süslicez anneciiim?" diye en ballı şekliyle soruyor arada.
--Hiç dizi seyretmiyorum, ilk ve son dizim "Bir bulut olsam" idi. Çok da severek izlemiştim. Konusu, müzikleri, oyunculukları ve hızlı gitmesi sürüklemişti beni. Evet hızlılık bence türk dizilerinin en sıkıntılı yanı..Uzayan sahneler ve sünen konular beni deli ediyor. Neyse diyecektim ki..seyretmiyorum hiç dizi mizi...ama Keşanlı Ali Destanı" nı seyretmek istiyorum. Lisede kendi çapımızda oynamıştık, belki ondandır çok severim eseri. Fakat 20:00 de başlayan bir dizi için hiç şansım yok!
--Haftasonları inanılmaz bir tempoda geçiyor. Hafta içi Fatoş Hanım'a bol bol kıyak geçen Aylin hanım kızımız hafta sonu sadece minik şekerlemelerle idare ediyor, ev darmadağın oluyor, Arda haklı olarak ultra ilgi bekliyor ve evden çıkışlarımız bir felaket oluyor..Bu arada farkettimki tek dinlendiğim anlar evden cozutarak çıktıktan yada kendimizi kapı dışarı attıktan sonra diyeyim, gideceğimiz yere kadar arabada geçirdiğimiz süre...Koltuğa oturduğumuz an ağrıyan belimi gerdiriyorum, ayak bileklerim sööyle bir döndürüp, koltuğa gömülüyorum ve mel mel dışarı bakıyorum...saaddet! :)
--Arda hayatımıza girdiğinden beri komik birşey yaşıyorum bu arada..Eş dostla birlikteyken, yemek yenilirken özellikle, sofrada konuşulan konuları hiç takip edemiyordum..Ya başı ya kıçı kaçıyordu. Şimdilerde hem baş hem kıç kaçar oldu. Neyse her seferinde "Hmm, bu konu önemli, öğrenmeliyim" yada "Ay acaba bu noktaya nasıl geldiler?" diyerek konuyu kafama yazıyorum ve "Yatarken Memo'ya soriim muhakkak" diyorum ve fakat her zaman unutuyorum o kafama not ettiklerimi...Pek geri kalıyorum dost meclislerinde dönen muhabbetlerden..Size de oluyor mu?
--Evimizin dekorasyonuna taktım bunca iş arasında..Her yerini, her şeyini değiştirmek istiyorum..Hatta külliyen taşınmak istiyorum ama cesaret edemiyorum..Zaten cesaret etsemde hem taşınmanın hem de yeniden ev yapmanın ne kadar masraflı olduğundan pekala haberim olduğu için hemen def ediyorum bu düşünceleri kafamdan ama eve uyuz olmaya da devam ediyorum..
--Hormonlarım yine lohusalık ve gebelikteki gibi bu aralar, niyeyse?..Dün akşam Arda ile Cars'ı seyrederken Şimşek'in Kral'ı iterek yarışı bitirttiği sahnede ağladım!! Bu arada filmi de ne kadar bölük pörçük seyrettiğimi farkettim. Sanırım hep o "çisfilim" anlarını ev toplama veya yemek yapma fırsatı olarak kullanmışım!! :)
Bu kadar şimdilik...Arda'yı almaya kreşe gideceğim...Beni görünce çıldırıyor sevinçten :)
Bu akşam bizde pizza, şarap, salata ve akabinde yılbaşı ağacını kurmaca var...Biraz iyi hissedelim dimi ama??
--Uyku meselesine kılım. Büyüğün öğle uykuları bitecek mi? Nasıl bitecek? Hafta sonu uyumayan düdük hafta içi neden uyur? Kreşte dün yaşanan arıza yaşanmadan bu dönemi nasıl atlatırız? Geceleri ne zaman kendi kendine uyuyabilecek? Neden bu alışkanlığı kazandıramadık? Kazık kadar olana dek yanında kıvrılacak mıyız? Ya kız? Onda da aynı yolda ilerlemiyor muyuz? Bir 3-4 yıl daha çekilir mi bu iş? Acaba emzik almasından cesaretle atıp yatağına gitsem mi? Mi? mi? mi??? Poff!
--Yemek meslesine kısmen kılım..Oğlan bayağı yer oldu. Değişik şeyleri yani..Okulda çoktan açılmıştı yeni tatlara ama evde maksat kıltoşluk olsun, diretiyordu...Ammavelakin aştık! Evde de kereviz, patlıcan, kurufasülye ve salata yemişliği oldu son zamanlarda. Kuzenine gittiğinde ise karnıbahar yemiş geçen gün. Seçenek sunmak çok işe yarıyor bu arada. Kereviz günü pırasa da vardı. Hangisi dedim, hiç tereddütsüz kereviz dedi ve oturdu yedi, kendi seçimi olduğu için vızıklanamadı. Fakat 3,5 yılda geldiğimiz bu noktaya diğer zat ile gelebilmek için bir 3,5 sene daha mı var sorusu ve kızın kaşıklara karşı ağız büzmedeki harika becerisi hafiften kıllandırıyor beni.
--Türkiye' nin gündeminden midemin bulandığını hissediyorum..Siyasi, sosyal herşey..Şu işim gereği gazetelere boğuldum ya, gün içinde gerçekten boğuluyormuşum gibi geliyor. Bir tane bile yüz güldüren bi b.k olmaz mı kardeşim? Şööyle İsveç, Finlandiya filan gibi yerlerde, olaysız bir memlekette yaşamak istiyorum!
--Uzaklar demişken...Çok özledim seyahat etmeyi. "Yurtdışım geldi" yani. İtalya'yı özledim çok. 2007 de gitmişim en son. Çok olmuş. Gidip kendimi yemeğe, şaraba, kahveye, cornettoya vurasım var. Anıları tazeleyesim, eski rutinleri törenle tekrar edesim var...Aslında aralık ayında en güzel Almanya oluyor, en güzel noel marketleri orda ve Avusturya'da...En iyisi aralıkta bir hafta gitmek diyeceğim ama güleyim bu isteğime bir tarafımla bari "Hohohoooo!"
--Yılın en sevdiğim zamanı geliyor. Arda çok heyecanlı bu sefer, "Ne zaman evimizi süslicez anneciiim?" diye en ballı şekliyle soruyor arada.
--Hiç dizi seyretmiyorum, ilk ve son dizim "Bir bulut olsam" idi. Çok da severek izlemiştim. Konusu, müzikleri, oyunculukları ve hızlı gitmesi sürüklemişti beni. Evet hızlılık bence türk dizilerinin en sıkıntılı yanı..Uzayan sahneler ve sünen konular beni deli ediyor. Neyse diyecektim ki..seyretmiyorum hiç dizi mizi...ama Keşanlı Ali Destanı" nı seyretmek istiyorum. Lisede kendi çapımızda oynamıştık, belki ondandır çok severim eseri. Fakat 20:00 de başlayan bir dizi için hiç şansım yok!
--Haftasonları inanılmaz bir tempoda geçiyor. Hafta içi Fatoş Hanım'a bol bol kıyak geçen Aylin hanım kızımız hafta sonu sadece minik şekerlemelerle idare ediyor, ev darmadağın oluyor, Arda haklı olarak ultra ilgi bekliyor ve evden çıkışlarımız bir felaket oluyor..Bu arada farkettimki tek dinlendiğim anlar evden cozutarak çıktıktan yada kendimizi kapı dışarı attıktan sonra diyeyim, gideceğimiz yere kadar arabada geçirdiğimiz süre...Koltuğa oturduğumuz an ağrıyan belimi gerdiriyorum, ayak bileklerim sööyle bir döndürüp, koltuğa gömülüyorum ve mel mel dışarı bakıyorum...saaddet! :)
--Arda hayatımıza girdiğinden beri komik birşey yaşıyorum bu arada..Eş dostla birlikteyken, yemek yenilirken özellikle, sofrada konuşulan konuları hiç takip edemiyordum..Ya başı ya kıçı kaçıyordu. Şimdilerde hem baş hem kıç kaçar oldu. Neyse her seferinde "Hmm, bu konu önemli, öğrenmeliyim" yada "Ay acaba bu noktaya nasıl geldiler?" diyerek konuyu kafama yazıyorum ve "Yatarken Memo'ya soriim muhakkak" diyorum ve fakat her zaman unutuyorum o kafama not ettiklerimi...Pek geri kalıyorum dost meclislerinde dönen muhabbetlerden..Size de oluyor mu?
--Evimizin dekorasyonuna taktım bunca iş arasında..Her yerini, her şeyini değiştirmek istiyorum..Hatta külliyen taşınmak istiyorum ama cesaret edemiyorum..Zaten cesaret etsemde hem taşınmanın hem de yeniden ev yapmanın ne kadar masraflı olduğundan pekala haberim olduğu için hemen def ediyorum bu düşünceleri kafamdan ama eve uyuz olmaya da devam ediyorum..
--Hormonlarım yine lohusalık ve gebelikteki gibi bu aralar, niyeyse?..Dün akşam Arda ile Cars'ı seyrederken Şimşek'in Kral'ı iterek yarışı bitirttiği sahnede ağladım!! Bu arada filmi de ne kadar bölük pörçük seyrettiğimi farkettim. Sanırım hep o "çisfilim" anlarını ev toplama veya yemek yapma fırsatı olarak kullanmışım!! :)
Bu kadar şimdilik...Arda'yı almaya kreşe gideceğim...Beni görünce çıldırıyor sevinçten :)
Bu akşam bizde pizza, şarap, salata ve akabinde yılbaşı ağacını kurmaca var...Biraz iyi hissedelim dimi ama??
30 Kasım 2011 Çarşamba
Başlık mı? Bilemedim valla ne olsun?
Sanırım Tanrı beni kaka ile sınıyor..
Herhalde bir gün kendi kendine dediki: "Ben şu kızı çocuk kakası ile sınayayım bir hele..!"
"İlk bebesi ilk başlarda yesin, içsin, güzel sıçsın ammavelakin 2 yaşına gelince yemek seçmeye başlasın, kuru kakalar yapsın, canı acıdığı için tutmaya başlasın, tuttukça iyice kabız olsun, kabız oldukça daha da tutsun, 10 gün yapamadığı olsun, ailecek buhran geçirsinler, sonunda kendilerini çocuk cerrahına atsınlar...Bir ilaç kullansınlar, basbayağı sıvı vazelin, neredeyse 1 yıla yaklaşsınlar, velet bezi attığı halde kaka mevzuunda hala problemleri olsun, zavallı çocuğun kakası olmadığı günler poposundan ilaç sızsın...Sonra bu kız ikinciyi kucağına alsın, bebek güzel güzel kaka yaparken daha ek gıdalara "tatma aşamasında" başlarken kabız olsun, gözleri faltaşı edecek kıvamda ve büyüklükte kakalar yapsın, ağlaya ağlaya, bağıra çağıra, hatta bu kakaları yaparken fissürler oluşsun, yine soluğu doktorda alsınlar, yine bir ilaç verilsin, doktor "bazı bebeklerin barsakları ek gıdaları reddeder, karşı çıkar, kısaca dengesi bozulup kafayı yer" desin, bu kız da hepten kafayı yesin..." diye bir plan yaptı sanırım...
Evet, evet...kaka ile sınanıyorum ben...
Herhalde bir gün kendi kendine dediki: "Ben şu kızı çocuk kakası ile sınayayım bir hele..!"
"İlk bebesi ilk başlarda yesin, içsin, güzel sıçsın ammavelakin 2 yaşına gelince yemek seçmeye başlasın, kuru kakalar yapsın, canı acıdığı için tutmaya başlasın, tuttukça iyice kabız olsun, kabız oldukça daha da tutsun, 10 gün yapamadığı olsun, ailecek buhran geçirsinler, sonunda kendilerini çocuk cerrahına atsınlar...Bir ilaç kullansınlar, basbayağı sıvı vazelin, neredeyse 1 yıla yaklaşsınlar, velet bezi attığı halde kaka mevzuunda hala problemleri olsun, zavallı çocuğun kakası olmadığı günler poposundan ilaç sızsın...Sonra bu kız ikinciyi kucağına alsın, bebek güzel güzel kaka yaparken daha ek gıdalara "tatma aşamasında" başlarken kabız olsun, gözleri faltaşı edecek kıvamda ve büyüklükte kakalar yapsın, ağlaya ağlaya, bağıra çağıra, hatta bu kakaları yaparken fissürler oluşsun, yine soluğu doktorda alsınlar, yine bir ilaç verilsin, doktor "bazı bebeklerin barsakları ek gıdaları reddeder, karşı çıkar, kısaca dengesi bozulup kafayı yer" desin, bu kız da hepten kafayı yesin..." diye bir plan yaptı sanırım...
Evet, evet...kaka ile sınanıyorum ben...
15 Kasım 2011 Salı
"Becerik" meselesi
Çok becerikli bir ananın pek beceriksiz bir kızıyım ben... Alamamışım annemdeki o "becerik" genlerinden bir tutam maalesef..
Mesela annem acayip güzel yemek yapar, eş dost bayılır "Ayça'nın yemeklerine". Sadece güzel yapmaz, mutfak üzerine okur; eskiyi, osmanlıyı, ecnebiyi, anıları, günlükleri. Sonra oturur dener, üzerine yorumunu katar, harikalar yaratır.Yada uydurur, acayip leziz birşey çıkarır ortaya. Hiç bir şeyi atmaz, kıyamaz; "Benim annanem, babaannem bana küçükken kıtlığı anlattılar" der, 1 tutam maydonoz, 1 parça ekmek, dibinde kalmış 2 parmak süt kreması. Hiç ama hiç birşeyi atmaz, ille bir işe yaratır. Onu katar, bunu çırpar ortaya birşey çıkarır o bir işe yaramayacaklardan. Sonracığıma reçel-marmelat üretiminde üzerine kimseyi tanımam. Her pazar gittiğimde bir kavanoz marmelat araklar, öyle dönerim muhakkak. Kurabiye ise hiç eksik olmazdı bizim evimizden. Beraber otururken az kurabiye kavgası yapmazdık abimle. Hep ilk piştiği gün biterdi ve biz son bir iki kurabiye için dalaşırdık...
Aşçılık konusunda zırnık benzemediğimi söylemeliyim kendisine...Çocuklar doğmadan önce daha çok yemek yapıyordum, ama her zaman zevkle değil...Çocuklardan sonra zaten iyice eziyete döndü...Misafir olunca güzel sofralar hazırlamışlığım da vardır ama ne bileyim öyle bir mutfak aşkı hiç duymadım...Eş dost gelecekse terasta oturmanın dayanılmaz hafifliği ile mangal+salata en büyük kurtarıcı bizde...Velhasıl mümkünse pişirilsin, ben oturup yiyeyim...Hayal gücüm kısıtlıdır zaten, deneysel mutfak kimya laboratuarı gibi bir tablo çizer gözümde...
Mutfağı bırakalım, gelelim biçki dikişe, elbecerisine..Şu alttaki fotolara iyice bir bakın...Fotolar ne denli net, ışığı nasıl ayarlamışım bilmiyorum, tabii ki gerçeğine bakmak gibi olmaz ama şu düğme bile dikmeyi becermeyen kulun nasılda bir gıdım becerik alamadığına dair kanıt işte!! Kursa mursa gitmeden patchwork öğrenip bana, yeğenime yorganlar yapan annecağızımın Arda Totisi için ürettiği yorgan-oyun örtüsü. Bilen bilir bu patchwork işinde şablon filan olur..Bunda şablon mablon yok..sadece hayal gücü ve el becerisi...Bu arada örtü şu sıralar Aylin hanımın en favori debelenme yeri oldu...Bayılıyor arabanın tekerini parmaklamaya, ineklere tavuklara bakmaya :)
Neyse, netice itibarı ile hamaratlık hususunda annemden genetik miras olarak bir gram alamamışım..Bazen düşünüyorum da marmelat pişiren, nefis yemekler yapan, her daim kurabiyesi hazır olan bir anne olamayacağım benim veletlerin gözünde..Annemin tabiri ile "Beş dakkada beşiktaş" usulü 1 kek, 1 tepsi börek, en kolayından kurabiyeler yapıp sunan bir anne yerine, Livayı arayıp sipariş veren bir anne olacağım...Haa sökük dikmek gerekince ne yapacağım onu bilemiyorum...Şimdilik çaktırmadan Fatoş Hanıma havale ediyorum, yada pazarları ana evine götürüyorum :)
Kıssadan hisse: Anne, alt katımız satılık...Boşverseniz şu Ümitköy'ü de, geliverseniz şehre, kuzucuklarınızın yakınına..ha???
Mesela annem acayip güzel yemek yapar, eş dost bayılır "Ayça'nın yemeklerine". Sadece güzel yapmaz, mutfak üzerine okur; eskiyi, osmanlıyı, ecnebiyi, anıları, günlükleri. Sonra oturur dener, üzerine yorumunu katar, harikalar yaratır.Yada uydurur, acayip leziz birşey çıkarır ortaya. Hiç bir şeyi atmaz, kıyamaz; "Benim annanem, babaannem bana küçükken kıtlığı anlattılar" der, 1 tutam maydonoz, 1 parça ekmek, dibinde kalmış 2 parmak süt kreması. Hiç ama hiç birşeyi atmaz, ille bir işe yaratır. Onu katar, bunu çırpar ortaya birşey çıkarır o bir işe yaramayacaklardan. Sonracığıma reçel-marmelat üretiminde üzerine kimseyi tanımam. Her pazar gittiğimde bir kavanoz marmelat araklar, öyle dönerim muhakkak. Kurabiye ise hiç eksik olmazdı bizim evimizden. Beraber otururken az kurabiye kavgası yapmazdık abimle. Hep ilk piştiği gün biterdi ve biz son bir iki kurabiye için dalaşırdık...
Aşçılık konusunda zırnık benzemediğimi söylemeliyim kendisine...Çocuklar doğmadan önce daha çok yemek yapıyordum, ama her zaman zevkle değil...Çocuklardan sonra zaten iyice eziyete döndü...Misafir olunca güzel sofralar hazırlamışlığım da vardır ama ne bileyim öyle bir mutfak aşkı hiç duymadım...Eş dost gelecekse terasta oturmanın dayanılmaz hafifliği ile mangal+salata en büyük kurtarıcı bizde...Velhasıl mümkünse pişirilsin, ben oturup yiyeyim...Hayal gücüm kısıtlıdır zaten, deneysel mutfak kimya laboratuarı gibi bir tablo çizer gözümde...
Mutfağı bırakalım, gelelim biçki dikişe, elbecerisine..Şu alttaki fotolara iyice bir bakın...Fotolar ne denli net, ışığı nasıl ayarlamışım bilmiyorum, tabii ki gerçeğine bakmak gibi olmaz ama şu düğme bile dikmeyi becermeyen kulun nasılda bir gıdım becerik alamadığına dair kanıt işte!! Kursa mursa gitmeden patchwork öğrenip bana, yeğenime yorganlar yapan annecağızımın Arda Totisi için ürettiği yorgan-oyun örtüsü. Bilen bilir bu patchwork işinde şablon filan olur..Bunda şablon mablon yok..sadece hayal gücü ve el becerisi...Bu arada örtü şu sıralar Aylin hanımın en favori debelenme yeri oldu...Bayılıyor arabanın tekerini parmaklamaya, ineklere tavuklara bakmaya :)
Neyse, netice itibarı ile hamaratlık hususunda annemden genetik miras olarak bir gram alamamışım..Bazen düşünüyorum da marmelat pişiren, nefis yemekler yapan, her daim kurabiyesi hazır olan bir anne olamayacağım benim veletlerin gözünde..Annemin tabiri ile "Beş dakkada beşiktaş" usulü 1 kek, 1 tepsi börek, en kolayından kurabiyeler yapıp sunan bir anne yerine, Livayı arayıp sipariş veren bir anne olacağım...Haa sökük dikmek gerekince ne yapacağım onu bilemiyorum...Şimdilik çaktırmadan Fatoş Hanıma havale ediyorum, yada pazarları ana evine götürüyorum :)
Kıssadan hisse: Anne, alt katımız satılık...Boşverseniz şu Ümitköy'ü de, geliverseniz şehre, kuzucuklarınızın yakınına..ha???
![]() |
| ağacın altında ARda ve "lülü"sü ) |
1 Kasım 2011 Salı
durum vaziyet
An itibarı ile ana toti nin fiziksel vaziyeti gözler önüne serile..
-Bakışların anlamını yitirmesine sebep olacak kadar düzensiz uzamış kaşlar,
-Tepede toplanmaktan iz yapmış saç güruhu,
-13 yaş civarında seyreden ortaokul ergeninin terlemiş bıyıklarından hallice dudak üstü tüyü,
-Uzun zamandır maniküre gidilemediği için etleri tırtıklanmış, tırnakları kırılmış, yüzük bile takılamaz vaziyette eller,
-Kocanınkilerle yarışabilecek uzunlukta bacak kılları...
Tiksincim....
-Bakışların anlamını yitirmesine sebep olacak kadar düzensiz uzamış kaşlar,
-Tepede toplanmaktan iz yapmış saç güruhu,
-13 yaş civarında seyreden ortaokul ergeninin terlemiş bıyıklarından hallice dudak üstü tüyü,
-Uzun zamandır maniküre gidilemediği için etleri tırtıklanmış, tırnakları kırılmış, yüzük bile takılamaz vaziyette eller,
-Kocanınkilerle yarışabilecek uzunlukta bacak kılları...
Tiksincim....
14 Ekim 2011 Cuma
Yeni işim gerektirdiği için gazete okur oldum. İçim kalka kalka..Ne güzel bırakmıştım dünyadan haberdar olmayı..
Bu sabah yine alt üst oldum..
Kıbrıs'ta askerliğini yapan ve terhisine 1 hafta kalan er Uğur Kantar içtimaya geç kaldığı için Ceza aldı, "disko" ya kapatıldı ve öldürülesiye dövüldü. 2.5 ay komada kalan er önceki akşam öldü.
Yanında Uğur' un fotoğrafı var. Anne-babasını düşünüyorum fotoğrafa bakarken, şu bizim de geçtiğimiz yollardan geçerkenki hallerini..Koyunlarına sokup uyudukları, komik hallerine güldükleri, kakasını, yemesini, uykusunu dert ettikleri günlerini..Babasının oğluyla güreş tututğu anları, annesinin altını değiştirirken ayaklarını öpüp kokladığı anları..Her zaman yaptığım gibi empati kuruyorum, yerlerine koyuyorum kendimi..Arda' yı düşünüyorum...Deli oluyorum!
Sahi..Bilal' in sakatlığı neydi, çürüğe çıkmıştı değil mi?
İleride düzen ne olur bilinmez..Ama Arda' nın askerlik yapmaması için elimden geleni yapacağım...Vicdani redçi olursa en yakın destekçisi de ben olacağım...
Zaten böyle düşünüyordum, bugün haber ile yeniden hatırladım..o kadar...hissiyat budur...kendime not..hatırlatma..ne ise...
Bu sabah yine alt üst oldum..
Kıbrıs'ta askerliğini yapan ve terhisine 1 hafta kalan er Uğur Kantar içtimaya geç kaldığı için Ceza aldı, "disko" ya kapatıldı ve öldürülesiye dövüldü. 2.5 ay komada kalan er önceki akşam öldü.
Yanında Uğur' un fotoğrafı var. Anne-babasını düşünüyorum fotoğrafa bakarken, şu bizim de geçtiğimiz yollardan geçerkenki hallerini..Koyunlarına sokup uyudukları, komik hallerine güldükleri, kakasını, yemesini, uykusunu dert ettikleri günlerini..Babasının oğluyla güreş tututğu anları, annesinin altını değiştirirken ayaklarını öpüp kokladığı anları..Her zaman yaptığım gibi empati kuruyorum, yerlerine koyuyorum kendimi..Arda' yı düşünüyorum...Deli oluyorum!
Sahi..Bilal' in sakatlığı neydi, çürüğe çıkmıştı değil mi?
İleride düzen ne olur bilinmez..Ama Arda' nın askerlik yapmaması için elimden geleni yapacağım...Vicdani redçi olursa en yakın destekçisi de ben olacağım...
Zaten böyle düşünüyordum, bugün haber ile yeniden hatırladım..o kadar...hissiyat budur...kendime not..hatırlatma..ne ise...
30 Eylül 2011 Cuma
Son gün
Bugün Aylin'le başbaşa geçirdiğimiz son gün. Evdeki son iş günüm. Pazartesi işbaşı. 5 ay sonra pek zor geliyor. İş dönüşü aynı anda 2 cüceye sevgi ve ilgi vermek, yemek hazırlamak, yemek-yedirmek, uyutmak, uyumak, bu arada kendime vakit ayırmak (yok canım, sadece evi toparlayıp, süt sağmak!) tüm bunları birkaç saate sığdırmaya çalışmak şu an çok zor geliyor, gözümde büyüyor, bildiğin içimi karartıyor!
Kendimi hiç hazır hissetmiyorum :(
Bir de yeni bir bölüme başlıyorum. Hani bir sınava girmiştim hamileyken..Daha iyi bir kontrat için. İşte o bölümde başıma gelmesini istemediğim bir iş vardı. Bugün itibarı ile o işin de bana devredildiğini duydum...
Hava puslu, karanlık, yağdı yağacak..Aslında en sevdiğim havadır bu benim. Hep derim; Londra'da yaşamalıymışım ben diye..Fakat bugün bu hava da dokundu bana..Moralimi iyice aşağı çekti..Pazartesiyi ve bana "kalan" işi düşünürken yüklendiğim stresi iyice artırdı sanki..
Aylin kız ve ben nezleyiz..Çok zor uyuyor, baştaki nezle öksürüğe çevirdi. Çaresiz, öksürerek uyumaya çalışmasını seyrediyorum...
.
.
.
Ben postu bitirene kadar güneş açtı...Hava serin ama güneşli. Arda düştü aklıma, okulu aradım. Bahçede kum havuzunun yanında Mira ve Yunus ile taş oynuyorlarmış. Kendilerini toza ve toprağa buluyorlar demek daha doğru olur sanırım. :)
Onları düşünmek ve içeri sızan güneşi görmek birazcık olsun içimi açtı...Umarım güneşli bir pazartesi, huzurlu bir başlangıç olur...
Kendimi hiç hazır hissetmiyorum :(
Bir de yeni bir bölüme başlıyorum. Hani bir sınava girmiştim hamileyken..Daha iyi bir kontrat için. İşte o bölümde başıma gelmesini istemediğim bir iş vardı. Bugün itibarı ile o işin de bana devredildiğini duydum...
Hava puslu, karanlık, yağdı yağacak..Aslında en sevdiğim havadır bu benim. Hep derim; Londra'da yaşamalıymışım ben diye..Fakat bugün bu hava da dokundu bana..Moralimi iyice aşağı çekti..Pazartesiyi ve bana "kalan" işi düşünürken yüklendiğim stresi iyice artırdı sanki..
Aylin kız ve ben nezleyiz..Çok zor uyuyor, baştaki nezle öksürüğe çevirdi. Çaresiz, öksürerek uyumaya çalışmasını seyrediyorum...
.
.
.
Ben postu bitirene kadar güneş açtı...Hava serin ama güneşli. Arda düştü aklıma, okulu aradım. Bahçede kum havuzunun yanında Mira ve Yunus ile taş oynuyorlarmış. Kendilerini toza ve toprağa buluyorlar demek daha doğru olur sanırım. :)
Onları düşünmek ve içeri sızan güneşi görmek birazcık olsun içimi açtı...Umarım güneşli bir pazartesi, huzurlu bir başlangıç olur...
27 Eylül 2011 Salı
4. ayda saç dökülmesi
Yine 4. ay, yine avuç avuç saç döküyorum.
Arda 3. ayı bitirdikten hemen sonra aniden başlamış, deli gibi saç dökmüş, 1-2 ay içerisinde normale dönmüştüm.
O zaman peşpeşe doğurduğumuz arkadaşlarım da aynı dönemde saç döktüklerini söylemişlerdi.
Genelde 3. ay bitince başlıyor.
Belki vücutta bir şey eksiliyor, belki emzirmeye bağlı olarak belli bazı hormonlarda değişiklik oluyor..Neyse ne..
Ama herkesde mi aynı dönem oluyor bu iş?
Geçen gün Fatoş Hanım'la konuşurken, "Aylin'in seni tanımaya başladığı dönem bu..O zamana denk gelir derler" dedi.
Demekki dedim içimden; bu 4. ay meselesi doğru, üzerine hemen bir şehir efsanesi kondurulduğuna göre (Mide kaynamasının bebeğin saçlanması ile bağdaştırılması gibi) genelde belli bir dönemde görülüyor çoğu kadında.
Sizin de böyle dönemsel saç dökmeniz oldu mu? 4. aya mı tekabül etti? Ne kadar sürdü? Ama asıl en önemli sorum: Acaba vitamin veya başka bişey takviyesi ile bunu durdurmayı başaran oldu mu?????
26 Eylül 2011 Pazartesi
Aradaki farkı bulun!
Önce/Sonra fotoları gibi...
Geçen fotograf arşivinde gezinirken bu "çıtır" fotomla karşılaştım. Daha 1 yıllık evliyiz, İtalya'da bir arkadaşımızın düğünündeyiz, sanırım 63 kilo civarındayım (evlendikten sonra kilolanmış halim bu vede..!) gencim, tazeciğim, inceciğim...
Sonra fotosunda, malum..2 bebeli haller..+12 kg., inekten hallice memeler, mor halkalar, küçülmüş gözler vesaire...
Tez o halime dönesim var..Hadi selüliti, çatlağı, göbeği geçtimde...O surattaki yorgun ifade, gözlerdeki çökük bakış...ne zaman biter acep? Döner mi eski canlı kanlı haline?
10 Eylül 2011 Cumartesi
Ay dert yanasım var huuu!!!
Üzerimden kamyon geçmiş gibiyim..
Yorgunum..argınım..pestil gibiyim..
İlk haftalar 3 saatte bir kalkarken bile bu kadar yorgun hissetmemiştim..
Halbuki kız uyuyor..Zavallım zaten o kendi kendine büyüyor..eziyeti yok bana..
O yatınca yatabilsem...uykumu alabilsem..ama olmuyor..
Seviyorum ikiside uyuduktan sonra "takılmayı"..
Zaten sosyal hayat bitti..bari evimde kendi kendime sosyalleşeyim diyorum..
Aslında sorun tam olarak da uykusuzluk değil..
Arda ile aramız limoni bu ara..zorluyor beni..bizi..
Bütün otoritem bitmiş gibi hissediyorum bu ara..
Sanki düşmanıyım..Üzmekten haz alıyor beni..
Sanki hıncını çıkarıyor...Değişen hayatının, ikiye bölünen sevginin hıncını..
Anlaşamıyoruz bazen..daha ne olduğunu anlamadan başlıyor kendini yere atmaya, ulur gibi ağlamaya...
Ne orta yolu bulmak mümkün, ne teselli etmek..
G.t gibi kalıyorum karşısında..
Bir de dayak yiyorum bazen...ne yapacağımı şaşırıyorum..tekme tokat girişiyor..
Çok hafif tabii..kendi boyuna gücüne göre..Fiziksel olarak canımı acıtmıyor ama ruhen bitiriyor beni..
Ben de özlüyorum eskiyi..tıpkı onun gibi..evrenin gücüne gitmesin çok şikayet ediyorum ama..bocalıyorum işte, tıpkı onun gibi. Eski rutinlerimizi, muhabbetimizi, başbaşa geçirdiğimiz vakitleri özlüyorum. Bana her seslenişinde, benden her bir şey istediğinde orda olabilmek, cevap verebilmek istiyorum. Artık mecburen babaya pasladığım bazı bize ait anları yeniden devralayım istiyorum..Mırıl mırıl konuşalım, kucak kucağa vakit geçirelim, her daim sevişgen olalım istiyorum..Öptüğüm zaman "yaa öpme yaaa!" demesin, kaşlarını çatıp beni itmesin istiyorum...Acaba yanlışLAR mı yapıyorum, kotaramıyorum mu? soruları beynimi kemirmesin istiyorum..
Amaaan istiyorum oğlu istiyorum işte! Burda vızıklanacağıma gidip zıbarsam daha hayırlı olmaz mı? Di mi ama? Hadi naşşş!!!
Yorgunum..argınım..pestil gibiyim..
İlk haftalar 3 saatte bir kalkarken bile bu kadar yorgun hissetmemiştim..
Halbuki kız uyuyor..Zavallım zaten o kendi kendine büyüyor..eziyeti yok bana..
O yatınca yatabilsem...uykumu alabilsem..ama olmuyor..
Seviyorum ikiside uyuduktan sonra "takılmayı"..
Zaten sosyal hayat bitti..bari evimde kendi kendime sosyalleşeyim diyorum..
Aslında sorun tam olarak da uykusuzluk değil..
Arda ile aramız limoni bu ara..zorluyor beni..bizi..
Bütün otoritem bitmiş gibi hissediyorum bu ara..
Sanki düşmanıyım..Üzmekten haz alıyor beni..
Sanki hıncını çıkarıyor...Değişen hayatının, ikiye bölünen sevginin hıncını..
Anlaşamıyoruz bazen..daha ne olduğunu anlamadan başlıyor kendini yere atmaya, ulur gibi ağlamaya...
Ne orta yolu bulmak mümkün, ne teselli etmek..
G.t gibi kalıyorum karşısında..
Bir de dayak yiyorum bazen...ne yapacağımı şaşırıyorum..tekme tokat girişiyor..
Çok hafif tabii..kendi boyuna gücüne göre..Fiziksel olarak canımı acıtmıyor ama ruhen bitiriyor beni..
Ben de özlüyorum eskiyi..tıpkı onun gibi..evrenin gücüne gitmesin çok şikayet ediyorum ama..bocalıyorum işte, tıpkı onun gibi. Eski rutinlerimizi, muhabbetimizi, başbaşa geçirdiğimiz vakitleri özlüyorum. Bana her seslenişinde, benden her bir şey istediğinde orda olabilmek, cevap verebilmek istiyorum. Artık mecburen babaya pasladığım bazı bize ait anları yeniden devralayım istiyorum..Mırıl mırıl konuşalım, kucak kucağa vakit geçirelim, her daim sevişgen olalım istiyorum..Öptüğüm zaman "yaa öpme yaaa!" demesin, kaşlarını çatıp beni itmesin istiyorum...Acaba yanlışLAR mı yapıyorum, kotaramıyorum mu? soruları beynimi kemirmesin istiyorum..
Amaaan istiyorum oğlu istiyorum işte! Burda vızıklanacağıma gidip zıbarsam daha hayırlı olmaz mı? Di mi ama? Hadi naşşş!!!
16 Temmuz 2011 Cumartesi
Yine yokuz :(
Bu sene de yoklama veremiyoruz, üzgünüm, mazeret 1,5 aylık :)
Temsilci olarak Babun'u yolladık..
Biz seneye inşallah...
Temsilci olarak Babun'u yolladık..
Biz seneye inşallah...
14 Haziran 2011 Salı
Zzzzzzzzzzzz!!!
Pek uykum var!
Kız uyudu, ne yapsam delisi oldum..
Internete mi takılsam? Facebook, bloglar, mailler derken çok vakit alıyor,
Biraz bebek gelişimi mi okusam? Eeeh salla, ikinci çocukta kitap mı okunurmuş? :)
Azıcık yatıp uyusam? Annem evde olsa bu seçeneği seçmediğim için fena paylardı beni ama bugün yok kendisi
Ortalık toplasam? Uff..boşver...
Cevapsız aramaları geri arasam? Hiç enerjim yok ama çene çalacak..
En iyisi internet seçeneğini seçeyim, ama sadece 1 saat, kalan 1 saatte de uyurum biraz...(Genelde uyanana kadar kıçım kalkmaz sandalyeden ya neyse!)
2 haftayı devirdik..Aylin kız şimdilik sakin gibi, minnacık, kedi gibi sesler çıkarıyor, mis gibi kokuyor..Unutmuşum bebek hallerini, o kadar garip geliyor ki bazen! Hele o kadar ufak bir şeyin altını temizlemek, üstünü değiştirmek ne zor geldi anlatamam..Alışmışım koca dananın kolunu bacağını hoyratça tutmaya, boğuşmaya, bu narin ve nazenin kızın kolunu bacağını tutmak pek zor geldi..Haa bir de şunu belirteyim kuku temizlemek pek zormuş, gözünü sevdiğimin pipisi!! :)
Arda hatırladığım kadarıyla altının açılmasına bayılırdı, ilk banyosunda nirvanaya ermişti vesaire..Bu kız tam cadı, alt açma bir dert, banyo ayrı dert..Ciyak ciyak! Neyse banyoda daha sakiniz artık ama hele ilk günler nasıl elim ayağıma dolaştı..ter içinde tüm çıtçıtları ters ilikleyerek tamamlıyordum işlemi!! Doğumundan belliydi zaten..Arda'yı ilk göğsüme verdiklerinde susmuş, gözleri bana dikip bakmıştı öylece...Bu cadı kız, doğumhaneyi inletti, yetmedi koridoru yıktı, neyseki odada meme ile sakinleşti, güya doğumhanede hemen emzirecektim, ne mümkün!!
İkinciler bir kenarda kendi kendine büyürmüş derler ya..Kısmen doğruymuş..İnsan ilk "bebek" incinmesin diye 40 takla atıyor..Mesela zavallı Aylin kız meme emerken Arda bir arıza çıkarttığında, memeyi kızın ağzından çekip, anneme şutlayıp Arda' ya koştuğumu ve onunla ilgilendiğimi hatırlıyorum bir gün...Şu an ben de daha iyiyim, daha sakinim, ama ilk günler Arda' yı çok kafama taktım..O yokken gündüzleri fotoğraflarına bakıp ağladım, sürekli kreşi arayıp nasıl olduğunu sordum..Kendisine karşı belli etmemeye çalıştım, sakin ve hep güleryüzlü olmaya çabaladım ama belkide lohusa duygusallığıyla biraz Arda'ya karşı vicdan yaptım..Kimbilir daha ne hallerimiz olacak ama sadece 15 günü değerlendirmek için yazıyorum, son birkaç gündür daha iyiyiz..Sabahları okula gitmeyeceğim serzenişleri şimdilik bitti, akşamları da kız uyuyor olursa o okuldan döndüğünde, yemek faslı da sakin ve mutlu geçiyor...
Arda o kadar birden büyümüş geliyor ki...Hem fiziksel hem de ruhsal olarak..Kız kuş gibi hafif, ardından ellerimin arasında koca bir kazık!! Daha hamileyken koca göbeğime rağmen kucağımda taşıdığım, ayaklarını yiye yiye bitiremediğim minik bebeğim birden gözüme, elime koca bir adam gibi gelmeye başladı..Öte yandan o minicik bebekten, daha dünkü çocuktan anlayış bekler olduk ya, abilik taslamasını bekler olduk ya...Gücüme gidiyor...O daha yarın 3 yaşını bitirecek minicik bir çocuk..Hala altı bezli, 2 yaş kilosunu hiç artıramamış, 13,5 kilo ile yaşına göre % 25 persantilde gezinen, yemek seçen, daha okula gitmeye yeni yeni alışmış, kitaba tipak, sıcağa sıkaç diyen, "what's the weather" şarkısını evde "vattuvedaaa" diye söyleyen, evet sürekli şarkı söyleyen, ilgi bekleyen, "anne beni kucaaama al" diyerek bana sarılıp sırtımı pıtpıtlayan minik bir bebek o daha...Neden ilgiyi paylaşsın ki? Neden bir gün içinde herşeyi bölüşür olsun ki??
Hep diyoruz ya; Çok mu düşünüyoruz? Çok mu irdeliyoruz? Annemler bu kadar vicdan yaptılar mı acaba? İlk 2. yi doğuran ben miyim sanki?...Biliyorum ilerde çok iyi olacak, kardeşli büyümek harika bir şey..ama şu an için zor bir dönem bence..ve hata yapmaktan, yanlış tepkiler vermekten, bilmeden, istemeden de olsa Arda'yı incitmekten korkuyorum...
Uykum da kaçtı...
Kız uyudu, ne yapsam delisi oldum..
Internete mi takılsam? Facebook, bloglar, mailler derken çok vakit alıyor,
Biraz bebek gelişimi mi okusam? Eeeh salla, ikinci çocukta kitap mı okunurmuş? :)
Azıcık yatıp uyusam? Annem evde olsa bu seçeneği seçmediğim için fena paylardı beni ama bugün yok kendisi
Ortalık toplasam? Uff..boşver...
Cevapsız aramaları geri arasam? Hiç enerjim yok ama çene çalacak..
En iyisi internet seçeneğini seçeyim, ama sadece 1 saat, kalan 1 saatte de uyurum biraz...(Genelde uyanana kadar kıçım kalkmaz sandalyeden ya neyse!)
2 haftayı devirdik..Aylin kız şimdilik sakin gibi, minnacık, kedi gibi sesler çıkarıyor, mis gibi kokuyor..Unutmuşum bebek hallerini, o kadar garip geliyor ki bazen! Hele o kadar ufak bir şeyin altını temizlemek, üstünü değiştirmek ne zor geldi anlatamam..Alışmışım koca dananın kolunu bacağını hoyratça tutmaya, boğuşmaya, bu narin ve nazenin kızın kolunu bacağını tutmak pek zor geldi..Haa bir de şunu belirteyim kuku temizlemek pek zormuş, gözünü sevdiğimin pipisi!! :)
Arda hatırladığım kadarıyla altının açılmasına bayılırdı, ilk banyosunda nirvanaya ermişti vesaire..Bu kız tam cadı, alt açma bir dert, banyo ayrı dert..Ciyak ciyak! Neyse banyoda daha sakiniz artık ama hele ilk günler nasıl elim ayağıma dolaştı..ter içinde tüm çıtçıtları ters ilikleyerek tamamlıyordum işlemi!! Doğumundan belliydi zaten..Arda'yı ilk göğsüme verdiklerinde susmuş, gözleri bana dikip bakmıştı öylece...Bu cadı kız, doğumhaneyi inletti, yetmedi koridoru yıktı, neyseki odada meme ile sakinleşti, güya doğumhanede hemen emzirecektim, ne mümkün!!
İkinciler bir kenarda kendi kendine büyürmüş derler ya..Kısmen doğruymuş..İnsan ilk "bebek" incinmesin diye 40 takla atıyor..Mesela zavallı Aylin kız meme emerken Arda bir arıza çıkarttığında, memeyi kızın ağzından çekip, anneme şutlayıp Arda' ya koştuğumu ve onunla ilgilendiğimi hatırlıyorum bir gün...Şu an ben de daha iyiyim, daha sakinim, ama ilk günler Arda' yı çok kafama taktım..O yokken gündüzleri fotoğraflarına bakıp ağladım, sürekli kreşi arayıp nasıl olduğunu sordum..Kendisine karşı belli etmemeye çalıştım, sakin ve hep güleryüzlü olmaya çabaladım ama belkide lohusa duygusallığıyla biraz Arda'ya karşı vicdan yaptım..Kimbilir daha ne hallerimiz olacak ama sadece 15 günü değerlendirmek için yazıyorum, son birkaç gündür daha iyiyiz..Sabahları okula gitmeyeceğim serzenişleri şimdilik bitti, akşamları da kız uyuyor olursa o okuldan döndüğünde, yemek faslı da sakin ve mutlu geçiyor...
Arda o kadar birden büyümüş geliyor ki...Hem fiziksel hem de ruhsal olarak..Kız kuş gibi hafif, ardından ellerimin arasında koca bir kazık!! Daha hamileyken koca göbeğime rağmen kucağımda taşıdığım, ayaklarını yiye yiye bitiremediğim minik bebeğim birden gözüme, elime koca bir adam gibi gelmeye başladı..Öte yandan o minicik bebekten, daha dünkü çocuktan anlayış bekler olduk ya, abilik taslamasını bekler olduk ya...Gücüme gidiyor...O daha yarın 3 yaşını bitirecek minicik bir çocuk..Hala altı bezli, 2 yaş kilosunu hiç artıramamış, 13,5 kilo ile yaşına göre % 25 persantilde gezinen, yemek seçen, daha okula gitmeye yeni yeni alışmış, kitaba tipak, sıcağa sıkaç diyen, "what's the weather" şarkısını evde "vattuvedaaa" diye söyleyen, evet sürekli şarkı söyleyen, ilgi bekleyen, "anne beni kucaaama al" diyerek bana sarılıp sırtımı pıtpıtlayan minik bir bebek o daha...Neden ilgiyi paylaşsın ki? Neden bir gün içinde herşeyi bölüşür olsun ki??
Hep diyoruz ya; Çok mu düşünüyoruz? Çok mu irdeliyoruz? Annemler bu kadar vicdan yaptılar mı acaba? İlk 2. yi doğuran ben miyim sanki?...Biliyorum ilerde çok iyi olacak, kardeşli büyümek harika bir şey..ama şu an için zor bir dönem bence..ve hata yapmaktan, yanlış tepkiler vermekten, bilmeden, istemeden de olsa Arda'yı incitmekten korkuyorum...
Uykum da kaçtı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
















